15 Mart 2010 Pazartesi

TÜRKİYE, KRİZ TESTİNİ GEÇTİ, SIRA POLİTİK TESTTE...

Dünyanın üç büyük uluslararası rating kuruluşundan birisi olan Fitch Ratings Türkiye Genel Müdürü Dr.Botan Berker, Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektörüne övgüler yağdırdı. Yabancı bankaların en çok kar ettiği ülkelerin başında Türkiye'nin geldiğini belirten Berker, bazı yabancı bankalar Türkiye'den çıksa da sektörün bundan zarar görmeyeceğini vurgulayarak, "Biri gider, biri gelir. O kadar dert değil. Ayrıca tamamı gitse ne fark eder? Türk bankacılık sistemi gayet iyi durumda. Türk bankaları yurtdışında büyüyebilir. Şu anda likidite sıkıntısı olan Avrupa'daki bankalardan almak için iyi bir zaman bence" görüşünü dile getirdi.
Yurtdışı yatırım konusunda Balkanları adres gösteren Berker, "Yunanistan Romanya'da oldukça önemli bankalara yatırım yaptı. Şimdi Yunan ekonomisi sıkıntıda olduğu için birtakım yatırımlarını geri çağırabilir. Türkiye Balkanlar'daki boşluğu doldurabilir" dedi.
Finans sektörünün yanısıra enerji, turizm ve tarım sektöründe de Türkiye'yi bekleyen önemli fırsatlar olduğunu dile getiren Berker, "Potansiyel çok muhteşem. İş ki, biraz politik stabilite sağlansın" diyerek politik risklere de dikkat çekti.
Kredi notlarıyla hem uluslararası hem yerli yatırımcılara bir anlamda rehberlik eden Fitch Ratings Türkiye Genel Müdürü Dr. Botan Berker ile hem Türkiye ekonomisi ve bankaları bekleyen fırsatları, riskleri, hem de kredi derecelendirme sürecinin nasıl işlediğini ve yeni bir not artırımı için Türkiye'nin yerine getirmesi gereken ev ödevlerini konuştuk.

TÜRKİYE, KRİZDE İYİ SINAV VERDİ
-Türkiye ekonomisi ve bankacılık sistemi sizce krizde nasıl bir sınav verdi?
Bizim bakış açımızla Türkiye iyi bir sınav verdi. Kriz önemli bir test senaryosuydu. Bütün dünyanın aynı anda karşılaştığı bir stres testiydi. Türkiye finans sistemi 2001 yılında benzer bir krizden geçtiği ve aldığı dersleri doğru uyguladığı için başarılı çıktı.Tabii burada finans kesimi ile reel ekonomiyi birbirinden ayırmamız gerekiyor. Baktığımızda milli gelir rakamlarına oradaki ekonomik küçülme oldukça çarpıcı. İşsizlik kayıpları ortada. Reel kesimin bu derece küçülmesinin en önemli nedeni de aslında piyasadaki ekonomik ajanların beklentiler nedeniyle kendi harcamalarını aniden kesmiş olmalarıdır. Bunun içinde hem tüketici kesim, hem yatırımcı kesimi var. Yatırımcılar 2008 sonunda Lehman'ın batışından itibaren dünyanın çok büyük bir krize gittiği beklentisiyle planlarını erteledi. Bireyler ev, araba alma planlarını erteledi. Herkes 'önümüzü görelim de ondan sonra ne yapacaksak yapalım' dediği için bu değerde büyük bir küçülme ile karşılaştık. Gerçekten finansal kesim de bazı ülkelerin almış olduğu darbeyi alsaydı bu defa reel kesim ne olurdu? Çok feci olurdu.

POLİTİK DALGALANMA EN BÜYÜK RİSK
-Türkiye ekonomisinde gördüğünüz risk unsurları neler?
Türkiye ekonomisi gelişmekte olan bir ekonomi. Her gelişmekte olan ülke gibi çok fazla riske açık. Bunlardan en önemlisi Türkiye'deki politik dalgalanmalar. Gazeteleri açıyoruz, ne olduğunu artık anlamakta güçlük çektiğimiz bir sürü olay. Ne olacağını kavrayamıyoruz bile. O kadar fazla şey oluyor ki, her gün bir başka dalgalanma. Bütün bunlar hepsi Türkiye için bir risk unsuru. Ekonomik yönden baktığımızda, Türkiye'nin en önemli riski yıllık borçlanma ihtiyacının oldukça yüksek olması. Bununla birlikte cari açıktan gelen rakamları eklediğimiz zaman, bir de kısa vadeli borçların her sene döndürüleceği varsayımıyla bakarsanız oldukça önemli miktarda yıllık dış finansman ihtiyacı olan bir ülke. Politik dalgalanmaların Türkiye'yi bu derece fazla etkilemesinin nedeni her sene biz 'Acaba bu seneki finansman ihtiyacımızı karşılamaya yatırımcılar gönüllü olacaklar mı?' 'Buradaki politik riskleri kendileri gözlerinde büyütüp Türkiye'ye yatırım yapmaktan kaçarlar mı?' Türkiye'nin önündeki en büyük risk bu.

YABANCI, NE OLDUĞUNU ANLAMIYOR
-Politik dalgalanmalar yabancı yatırımcıları tedirgin ediyor mu?
Ne olduğunu soruyorlar. Biz siyasi konularda çok fazla yorum yapmamaya çalışıyoruz. Anladığımız kadarını yapabiliyoruz. Bir kısmını siyasi konularda yorum yapabilecek kişilere yönlendirmeye çalışıyoruz. Türkiye'yi anlamak çok zor. Bizler içinde olduğumuz için günlük bir hayatın bir parçası olarak doğal geliyor ama bu tür dalgalanmaların yaşanmadığı ülkelerden gelen yatırımcılar açısından bunları değerlendirebilmek o kadar kolay değil. Şu ana kadar her şey yolunda gidiyor.Yatırımlar yolunda gidiyor ama negatif bir düşünce yapısına girerlerse, bu yatırım kararlarını etkiler. Kuşkusuz; Türkiye'nin dışarıya sağlayacağı güven ve kredibilitesindeki yükselme ile birlikte borçlanması daha ucuz ve daha uzun vadeli olacak.

Bankacılıkta kredi
kalitesi riski artabilir


-Türk bankacılık sektörü açısından gördüğünüz riskler var mı?
Türk bankacılık sektörü hala küçük bir sektör. Büyümesi gerekiyor. Ama bankacılık sektörünün önünde risk olarak görünen varlık kalitesi ile ilgili. Çünkü işsizlik oranları artıyor. Durgunluğun etkileri bazı sektörlerde daha fazla görüldü. O sektörlerde banka kredisi kullanmış şirketler, borçlarını geri ödemekte zorlanırsa bunlar bankacılık kesimini etkiler. Ayrıca bankacılığın çok yapısal bir sıkıntısı var. Varlıkları ile yükümlülükleri arasında bir vade uyumsuzluğu sözkonusu. Bankalar, faizlerin düşmekte olduğu dönemde, bundan oldukça kar etti. Ancak önümüzdeki dönemde faizler yukarı doğru giderse, aynı nedenle bilançoda bu sefer tersine bir hareket olabilir. O yüzden eski karların gerçekleşmesi artık mümkün değil. Fonlama konusunda sıkıntılar olabilir.Yurtdışındaki fonlama konusunda daha farklı senaryolar oluşuyor. Fiyatlar daha farklı olabilir. Daha belki bono piyasasına yönelme gibi eğilimler sözkonusu olabilir. Zaten sermaye yönünden bir sıkıntıları yok. Genel olarak bankacılık sektörümüz güçlü görünüyor.

Yabancı bankalar en fazla
karı Türkiye'de elde ediyor

-GE'nin Garanti Bankası'ndaki hisselerini satmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Girdikleri gibi çıkabilirler. Çıkışlarını büyütecek bir şey görmüyorum. GE o dönem baktığımızda, Garanti Bankası'nı şu anki fiyatlarıyla kıyaslarsanız; çok ucuza almış görünüyor. Şimdi satarsa kendisi için güzel bir kar yaratmış olacak. Ayrıca bankanın kendi değeri çok arttı. Türk bankalarının değeri daha da artacak. Önlerinde gidecek çok yol var. Onun için GE çıkarsa, başkası gelir. Alıcısı olan mal satılır. Biri gider, biri gelir. O kadar dert değil. Ayrıca tamamı gitse ne fark eder? Türk bankacılık sistemi gayet iyi durumda. Gidiyor olmaları 'Türkiye'deki bir panikten veya Türkiye'deki işleri iyi gitmedi' diye değil. Yabancıların, en çok kar ettiği yer Türkiye. Yurtdışındaki bölümleri sıkıntıda olduğu ve likidite ihtiyacı olduğu için şu sıralar bu bankalar Türkiye'den çıkıyor. O çıkar, sıkıntıda olmayan başkası girer. Ama Türk bankacılık sistemi bundan zarar görmez. Aksine Türk bankacılık sistemi artık yurtdışında yatırım yapıp büyüyebilecek bir aşamada. Bugün bizim bankalarımız Balkanlar'da oldukça söz sahibi hale geliyor.Türkiye için çok daha büyük fırsatlar var. Türk bankaları Avrupa'nın farklı yerlerinde de çok büyük fırsatlar yakalayabilir.

Avrupa'da banka satın
almak için uygun zaman

-Türk bankalarını Avrupa'da bekleyen fırsatlar neler?
Büyümeyi düşünen bankalar yurtdışında büyümeye karar verebilir. Şu anda likidite sıkıntısı olan Avrupa'daki bankalardan almak için iyi bir zaman bence. Neden olmasın? Balkanlar o kadar enteresan ki, yaşam türü bize çok yakın. Ortak bir tarihimiz olduğu için de çok yakın. AB içinde olanlar veya olmayanları ve de Balkanlar ve Batı Avrupa diye ayırabiliriz. Türkiye'nin de Balkanlarda alacağı çok yol var. Örneğin; Yunanistan Romanya'da oldukça önemli bankalara yatırım yaptı. Şimdi Yunan ekonomisi sıkıntıda olduğu için birtakım yatırımlarını geri çağırabilir. Türkiye şu sıra Balkanlar'daki boşluğu doldurabilecek kapasitede. Bunlar önemli fırsatlar.

Hem borç ve gelire, hem
siyasi İstikrara bakıyor

-Kredi notunu verirken hangi kriterlere bakıyorsunuz?
Kredi notları borç ödenebilirliğinin bir değerlendirilmesi. Bunun için borçların ödenebilmesi konusunda hangi kriterler önemliyse biz bunların hepsine bakıyoruz. Borçların miktarı, yıllık ödenecek toplam tutar, bu tutarın nasıl karşılanacağı, gelirler, ödemeler dengesi, bütçe, para politikaları çok önemli. Global bir dünyada yaşıyoruz. Sermaye çok hızlı bir şekilde bir yerden bir yere akabiliyor. Bütün bunları araştırıyoruz. Siyasi istikrara da bakıyoruz. Sermaye hareketlerini ne şekilde tetikleyebilir? Bunun için bakıyoruz.

-Değerlendirmeyi sadece makro verilere bakarak mı yapıyorsunuz?
Bizim bu konuda Türkiye'de muhatabımız Hazine Müsteşarlığı'dır. Hazine Müsteşarlığı ile çok yakın işbirliği içindeyiz. Kendileriyle görüşüyoruz. Kendileri bize bir dizi görüşme programı ayarlıyor. O çerçevede Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı'nın çeşitli bölümleri, Merkez Bankası, Özelleştirme İdaresi yetkilileriyle görüşüyoruz. Ayrıca oradaki Dünya Bankası ve IMF heyetleriyle görüşmelerimizi yapıyoruz. İstanbul'da büyük bankalarla, bankaların ekonomistleri ve özel sektör görüşü almak için de mutlaka TÜSİAD'la görüşüyoruz. Oldukça derin görüşmeler sonucu görüşümüzü oluşturmaya çalışıyoruz. Normal olarak yılda bir kere bu görüşmeler yapılıyor.

Kısa vadede ikinci
not artırımı yok


-Türkiye için yeniden bir not artırımı gündemde mi?
Bizim şu anda Türkiye için notumuz; 2B+durağan. Durağan demek yakın bir zamanda aşağı veya yukarı bir not artışı olmayacak demek. Yani kendi şirketim adına konuşabilirim. Bizim görüşümüz şu anda bu.

-Peki, kredi notu ne zaman yatırım yapılabilir seviyeye ulaşır?
Orta Vadeli Program'da açıklanan mali disiplinin kurallarına uyulması, Mali Kural'ın bir an önce uygulamaya geçirilmesi. Onun dışında yapısal reformlara devam edilmesi. Bulunduğumuz yönde gitmemiz bizi zaten oraya ulaştıracaktır. Tersine olayları döndürecek ani bir negatif şeyle karşılaşmadığımız sürece Türkiye zaten doğru yönde ilerlemekte. Seçimler bakalım 2011'de mi olacak? Bir iki aylık belki öne alınma olabilir. O sürece yaklaşırken 'Bir referandum mu olacak, anayasa oylaması mı?' gibi bu politik dalgalanmaları da geçirdikten sonra Türkiye doğru yolda gidiyor. Çok tersine bir olay olmazsa zaten çok az kaldı. Bir basamak sonra yatırım yapılabilir seviyeye gelecek. Zaten Türkiye'nin tavanı şu anda yatırım yapılabilir bir tavan ve bazı banka ve şirketler yatırım yapılabilir seviyeye geldi.

-IMF ile yürütülen görüşmelerin sona ermesi, Türkiye'nin kredi notunu nasıl etkiler?
Rating konusunda şimdiye kadar almış olduğumuz kararlarda IMF'nin zaten hiç etkisi olmadı. Biz anlaşma olmaması beklentisi ile kararlarımızı vermiştik o nedenle bizim durumumuzda bir değişiklik yok.


Rating bir görüştür,
elbette hatalısı olabilir

-Rating kuruluşlarının hatalı değerlendirmeler yaptığı ve onların da denetlenmesi gerektiğine yönelik eleştiriler var...
Piyasada genel olarak krizin başlangıcından beri rating kuruluşlarına karşı bir kritik etme sözkonusu. Tabii bunun herkes için haklı nedenleri var. Bütün bunlar bir görüştür zaten. Görüşün doğrusu veya yanlışı olmaz. Herkesin görüşüne son derece saygı duyuyorum. Rating kuruluşlarının görevi aslında, yatırımcılara, yatırımlarının kendilerine zamanında geri dönüp dönemeyeceği konusunda bir görüş vermek. Bizim rating kuruluşları olarak verdiğimiz görüş de doğru olacak diye bir şey yok. Bunun da hatalısı olabilir. Dediğim gibi bu da bir görüş. Mutlaka piyasada bir üst denetleyicisi olmalı. Her şeyin denetlendiği gibi rating kuruluşlarının da denetlenmesi lazım. Rating kuruluşlarını zaten piyasanın denetleme gücü var. Eğer çok fazla hata yaparsanız günün birinde size inanmazlar. Ürettiğiniz mal sizin raporlarınız. Size güven duyulursa o insanlara o raporları okutturabiliriz. Yoksa güvenmediği bir şeyi alır çöpe atarlar. Onun için o güveni vermek zorundayız. Çok fazla hata yapma hakkımız zaten yok. ABD'de de bu gündeme geldi. Krizden sonra rating kuruluşlarının başındaki kişiler senatoda sorgulandı. Dünyanın her yerinde bunlar gündeme geliyor.

Türkiye ekonomisi
bu yıl yüzde 4 büyür

-Türkiye ekonomisi bu yıl ne kadar büyür?

Yüzde 3.5-4 civarında büyüme öngörüyoruz. Birinci çeyrek bu ay sonunda bitecek. Bundan sonrası için bir toparlanma beklenebilir. Fiyatlarda da zaten bir baskı var. Bir ısınma sözkonusu.

-İstihdam sorunununun çözümüne ilişkin önerileriniz var mı?
Mutlaka iş yasası reformunun yapılmalı. İşveren üzerindeki maliyetlerin düşürülmesi gerekiyor. Onun dışında istihdamın artırılması mümkün değil. Türkiye'nin en önemli sorunlarından bir tanesi. Burada çok ciddi bir uzlaşma gerekiyor. Gerçekten iş piyasasının oldukça esnek bir hale getirilmesinin dışında bir çözüm sözkonusu olamaz. Bu reform ne kadar çok gündeme getirildiyse de, bunun karşısında direnen bir kesim var. Direnişin nedeni; işten çıkartmalar kolaylaşacağı için hala istihdam altında olanlar buna direniş gösteriyor. Bütün bunların bir şekilde daha iyi anlatılarak çözülmesi gerekiyor. Diğer ülkeler nasıl çözdüyse Türkiye de bir şekilde çözecek. Avrupa'nın diğer ülkelerine bakıyoruz esnek iş piyasaları ile karşılaşıyoruz. Bizim gibi demografik yapısı olan ülkelerde de mutlaka bu esnekliğin yapılması lazım.

Enerji, turizm ve hizmette
potansiyel muhteşem

-Reel sektör açısından fırsatlar var mı?
Enerjide büyük yatırımlar var. Türkiye'nin enerji hattı olmaması için hiçbir neden yok. Bütün enerji kaynaklarına yakınız. Dağıtım konusunda çok potansiyeli var. Beklenen yatırımların Türkiye'de yapılması halinde Türkiye çok önemli enerji merkezi haline gelecektir. Onun dışında sınırların rahatlaması nedeniyle Suriye'yi görüyoruz. Oradaki vizenin kalkmasıyla birlikte bölgesel ticarette muhteşem bir açılma var. Türkiye'nin fırsatları sonsuz. Hiçbir sektörde çok büyük ağırlığı olmayan, her sektörde üretim yapan bir ülke. Tarım deseniz orada olur. Enerji deseniz orada olur. Hizmet sektörü deseniz orada gelişme hazır. Bankacılık hizmetleri, turizm aynı şekilde. Potansiyel çok muhteşem. İş ki, biraz politik stabilite ile olmayacak bir şey yok.

Ayfer ARSLAN

14 Mart 2010 Pazar

FİNANS EMEKLİLİK'DEN ANADOLU AÇILIMI

Bir yıl önce bireysel emeklilik sektörüne giren Finansbank'ın iştiraklerinden Finans Emeklilik gözünü Anadolu şehirlerine dikti. Bir yıl içerisinde 25 bin katılımcıya ulaşan şirket, bu yıl katılımcı sayısında yüzde 40-45 oranında büyümeyi hedefliyor. Finans sektörünün faaliyetlerinin ağırlıklı olarak İstanbul, Ankara ve İzmir gibi 3 büyük ilde toplandığını belirten Finans Emeklilik Genel Müdürü Ajlan Sözütek, Anadolu şehirlerinde büyüme potansiyelinin yüksek olduğunu belirterek bu illerde de pazarlama faaliyetlerine ağırlık vereceklerini söyledi.
AKŞAM'a yaptığı açıklamada, Finans Emeklilik'in 2010 hedeflerini anlatan Ajlan Sözütek, "Eskiden üç büyük şehir vardı. Şimdi 15-16 tane çok önemli merkez var. Kayseri, Konya, Gaziantep, Samsun, Trabzon bunlar arasında. Nüfus olarak baktığımız zaman bunlar 1.5 milyonun üzerine çıkmış iller. Hepsinde üniversiteler var. Bu kentlere sadece biz değil, bütün kuruluşlar çok farklı yaklaşmaya başladı. Şehirlerin özel günleri, karnavalları oluyor. Orada da Finans Emeklilik olarak yer alarak o ilin ahalisi ile daha sıcak bir ortam yaratalım istiyoruz. Özellikle hiçbir sosyal güvencesi olmayan çiftçiler hedef kitlemiz içerisinde" dedi.

YENİ SATIŞDAN %10 PAY ALACAK
Finans Emeklilik'in 2007 yılında kurulduğunu, 2008 yılında hayat sigortaları, 2009 yılında da BES satışına başladıklarını hatırlatan Ajlan Sözütek, hayat sigortalarında yüzde 2.5-3 pazar payına ulaştıklarını, BES satışlarının ise yüzde 8.5-9'unu gerçekleştirdiklerini aktardı. 2010 yılında ise yeni satışlardan yüzde 9-10 pay almayı hedeflediklerini belirten Sözütek, "Hayat sigortalarında yüzde 5 pazar payı almayı planlıyoruz. Şu anki performansımızı orta vadede ikiye katlamayı hedefliyoruz" dedi.

40 YAŞ ÜSTÜ BİLİNÇ ARTIYOR
Bireysel emeklilik sisteminin gelişiminin tasarruf bilinci ile doğrudan ilintili olduğunu anlatan Sözütek, Türkiye'de bu bilincin düşük olduğundan yakınarak şunları söyledi: "40 yaşın üzerinde ve evli olan bireylerde tasarruf bilinci daha yüksek. Hayat sigortalarında da aynı eğilim sözkonusu. 35 yaşından sonra sigorta ürünlerine olan ilgi artıyor. 35-40 yaşından sonra 'Çocuğum oldu, eğitimi var. Onun geleceğini garantiye alayım' kaygılarıyla ödeme oranları çok yüksek. Çünkü insanlar o yaşta hayatın ne demek olduğunu çok iyi algılıyorlar. Bizim o anlamda çok büyük bir görevimiz var.Genç nüfusa bunu anlatmamız lazım. Toplum olarak gelecekle ilgili riskleri daha arka planda algılıyoruz."

BES, tüketiciye fon bilincini aşıladı
Bireysel emeklilik sisteminin 2 milyon kişiye fon bilincini götürdüğüne işaret eden Ajlan Sözütek, şöyle devam etti: "Eskiden yatırım fonları deyince sadece likit fonlar biliniyordu. Şimdi artık yatırımcı, 'mevduat faizine parayı yatırayım, oradan gelir elde edeyim'in ötesinde hüviyet kazandı. Finansal piyasalarımızın olgunlaşması 10-15 yıllık bir mevzudur. Çok iyi hatırlıyorum. 2001 yılında sektörle ilgili hazırlıklar devam ederken Macaristan, Meksika örneği diye oturup üzerinde çalışırdık. Bugün Türkiye'nin kendi elinde örneği var. Hızlı gelişiyor. Ben açıkçası ufku çok aydınlık görüyorum. Sigortacılık özelikle hayat ve emeklilik fonları çok daha derinlemesine büyüyecek."

2 ayda 30 bin kişiye işsizlik sigortası sattı
2009 yılında ekonomik konjonktürün de etkisiyle 110 bin adet işsizlik sigortası poliçesi sattıklarını ifade eden Finans Emeklilik Genel Müdürü Ajlan Sözütek, bu yılın ilk 2 ayında ise yaklaşık 30 bin poliçe sattıklarını söyledi. İşsizlik ürünlerinde satışları bu yıl ikiye katlamayı hedeflediklerini anlatan Sözütek, "İşsiz kaldığında müşterilerimizin bireysel kredi borcunu altı aya kadar, kredi kartında ise ekstresindeki bakiyenin tamamını ödüyoruz. Şimdi bankaya otomatik ödeme talimatı vermiş müşteriler için de bu teminatı satmaya başladık. Elektrik, su, telefon gibi otomatik ödeme talimatını vermiş müşterilerimizin altı aya kadar borcunu ödeyeceğiz" dedi.

Ayfer ARSLAN

SAĞLIK SEKTÖRÜ ÇALIŞANLARINA ÖZEL MORTGAGE KAMPANYASI


Garanti Bankası, sağlık sektörü çalışanlarına özel mortgage kampanyası başlattı. 12 Mart tarihinde başyan kampanya 14 Nisan tarihine kadar devam edecek. Sağlık sektörü çalışanları, kampanya kapsamında, 14 Mart - 14 Nisan tarihleri arasında, Garanti’den 240 ay vadeye kadar yüzde 0,89’dan başlayan faiz oranlarıyla mortgage kullanabilecek.

TÜRKİYE'DE 6 MİLYON KİŞİ BANKAYA UĞRAMIYOR

Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlık şirketlerinden The Boston Consulting Group’un (BCG) yaptığı bankacılık araştırmasına göre dünyada son iki yıldır yaşanmakta olan finansal dalgalanma ortamı küresel bankacılık sektöründe ciddi etkilere yol açtı. Araştırmaya göre, Türkiye'de 6 milyon kişi Türkiye'de bankacılık hizmeti alamıyor. BCG’nin araştırmasından Türk bankaları için çıkan sonuçlar şöyle sıralanıyor:
* Türk bankacılık sistemi henüz doygunluktan çok uzak. Türk bankacılık sistemi büyüklüğünün ülke ekonomisine oranı da Avrupa’nın yaklaşık üçte biri civarında.

*Türkiye’deki mevduat ve kredilerin toplamı GSMH’nın yüzde 72’sine denk gelirken Avrupa’da bu oran yüzde 227 civarında.
*Türkiye’de 15 yaşından büyük nüfusun sadece yüzde 49’unun bankacılık ilişkisi var; bu oran Avrupa’da yüzde 100.
*Şube ağları, bankacılık hizmetlerinin yaygınlaşmasında çok önemli bir rol oynuyor. Türk halkı halen şubelerde bankacılık yapmayı tercih ediyor. Alternatif kanallar gelişse de Türk bankacılık müşterileri “şubeyi seviyor”.
*Türkiye’de bankacılık sektöründe şube penetrasyonu da hala çok düşük seviyelerde. Bu nedenle şube ağlarının hızlı bir şekilde genişlemesi sürpriz olmamalı.

*Türkiye’de sektördeki toplam şube sayısının nüfusa oranı Avrupa ortalamasının yaklaşık beşte biri seviyesinde seyrediyor. Avrupa Birliği ortalamasında 1 milyon nüfusa 571 şube düşerken, Türkiye’de aynı nüfusa sadece 108 şube düşüyor.
* Türk bankaları şube ağlarını oldukça iyi ve verimli yönetiyorlar. Kısıtlı şube sayısı ile Avrupa’nın lider bankalarının benzer ülkelerde yaptıkları iş hacimlerini Türkiye’de yakalayan bankalar var. Ancak bunun temel sebepleri belli Türk bankalarının şube ağlarını etkin yönetmesinin yanı sıra, Türkiye’de müşterilerin ve kaynakların diğer ülkelere göre çok daha yüksek bir şekilde üç büyük ilde yoğunlaşması ve bunun da şube ağlarında odaklanmayı daha mümkün kılması yatıyor.

INTESA, BIIS İLE KAMUYU FİNANSE EDECEK

Garanti Bankası'ndaki GE hisselerine talip olduğu ileri sürülen İtalyan Intesa Sanpaolo Grubu bankası olan Banca Infrasturutture Innovazione e Sviluppo (BIIS) Türkiye'de temsilcilik açtı. Türkiye gibi bir ülkede bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyduklarını dile getiren BIIS CEO'su ve Intesa CEO Yardımcısı Mario Ciaccia, "Şu anda Türkiye'de temsilcilik olarak varız ama bu bizi tatmin etmez. Mutlaka bir yerden başlamak gerekiyor. Ancak ayaklarımızı sağlam basarak başlamak lazım. Maceraya girmek istemiyoruz" derken, Garanti Bankası ile ilgili niyetleri konusunda ise yorum yapmaktan kaçındı.
BIIS'in İstanbul'da temsilcilik açması nedeniyle bir grup gazeteci ile bir araya gelen BIIS CEO'su ve Intesa CEO Yardımcısı Mario Ciaccia, Intesa Sanpaolo Grubu bankası olan BIIS'nın tamamen kamu ve özel-kamu ortaklıkları finansmanına yoğunlaşmış bir banka olduğunu söyledi. "Türkiye'ye gelirken ayaklarımızın ucunda girdik. Kapıyı vurduk. Ama şu ana kadar gerçekleştirdiğimiz işlemlerin tutarı 1 milyar euro'yu geçti" diyen Ciaccia, İtalya ve İtalya dışında toplam 30 milyar euro'yu aşkın alt yapı projelerinde yer aldıklarını ifade etti.

GEBZE -İZMİR ARASI 4 SAAT
BIIS'nın Akbank ve Citibank ile birlikte Gebze-Orhangazi-İzmir otoyol projesinin finansmanında mali danışman olarak seçildiğini belirten Mario Ciaccia, "Bu yeni otoyol, İstanbul'un doğusundaki endüstriyel bölge olan Gebze'yi ülkenin nüfusça en kalabalık üçüncü şehri olan İzmir'e bağlayacak. 6 milyar dolar proje değeri var. Yeni otoyol yaklaşık 421 kilometre olup şu andaki mevcut yolu 140 kilometre kısaltarak seyahat süresini 8 saatten 4 saate indirecek" dedi.

TÜRKİYE KRİZDEN ÇIKIYOR
Türkiye gibi bir ülkede bulunmaktan duydukları memnuniyeti de ifade eden Ciaccia, "Türkiye bizim için büyük bir ülke. Sürekli ekonomik gelişme yolunda. IMF ile anlaşma imzalanmamış olması Türkiye'nin ekonomik performansını etkilemez. Zaten rating şirketlerinin raporları da bunu doğruluyor. Türkiye'ye çok güveniyoruz. Türkiye krizden çıkmakta" diye konuştu.

Kadıköy metrosuna 776 milyon euro
BIIS'in Türkiye'de bugüne kadar finanse ettiği projeler şöyle:
-Gümüşova-Gerede (2. bölüm Bolu Dağı geçişi) Anadolu otoyolu projesi: 175 milyon dolar.
-Ankara-Potantı yolunun Eminlik Çiftehan arasının planlanması ve inşaatı projesi 123 milyon dolar
-Adana metro sisteminin tamamlanması projesi: 136.7 milyon dolar.
-İstanbul İETT idaresi için İstanbul'da yeni bir üstyol dizaynı ve inşaatı projesi: 480 milyon dolar.
-İstanbul Büyükşehir Belediyesi için Kadıköy-Kartal arası 21 kilometrelik metro inşaatı projesi: 776 milyon euro.
-Adana-İskenderun-Gaziantep-Şanlıurfa otoyolunun planlanması ve inşaatı projesi: 68 milyon dolar

Garanti ortaklığı olmazsa, ING Bank'a talip olur mu?
2001 yılında Garanti Bankası ile uzun süreli flörtü ayrılıkla sonuçlanan İtalyan İntesa'nın adı, ABD'li GE'nin yüzde 20 hissesini satacağını açıklamasıyla yeniden gündeme geldi. Kulislerde Intesa'nın yeniden Garanti Bankası ile ilgilendiği konuşulurken, BIIS CEO'su ve Intesa CEO Yardımcısı Mario Ciaccia bu konuda yorum yapmak istemedi. Ancak Ciaccia, Türk bankacılık sektörüne olan ilgilerini, "Türkiye'de sadece temsilcilik olarak kalma niyetinde değiliz" şeklinde açıklarken, bankacılık çevrelerinde Intesa'nın Garanti Bankası'nın yanısıra başka başkalarla da ilgilendiği konuşuluyor. Intesa'nın, Türkiye'den çıkma planları olduğu ileri sürülen ING Bank'a da talip olabileceği belirtiliyor.
Ayfer ARSLAN

12 Mart 2010 Cuma

ING BANK'DA NELER OLUYOR?


Hollandalı ING Bank, 2007 yılında Oyak Bank'ı 2.7 milyar dolara satın alarak Türk bankacılık sektörüne adım atmıştı. Yaklaşık 370 şubesi bulunan Oyak Bank'ın adı devir işlemlerinin ardından ING Bank olarak değiştirilirken, Hollandalı yöneticiler o tarihte Türkiye pazarında agresif büyüme planlarından söz etmişti. Ancak 2008 yılının son çeyreğinde küresel krizin Türkiye'de de etkilerinin hissedilmeye başlamasıyla 600 şubeli banka olma hedefi rafa kaldırıldı.

ASKERLER MEVDUATINI ÇEKTİ
Eski sermayedarı Oyak Grubu'na ait olduğu dönemde büyük ölçüde ordu mensuplarının mevduatını toplayan ve ağırlıklı müşterisi askerlerden oluşan banka, yabancıya satışın ardından önemli sayıda hem kredi kartı hem de mevduat müşterisini kaybetti.

GEMİYİ İLK MÜDÜRLER TERKETTİ
Krizin patlamasıyla o tarihlerde Türkiye'deki operasyonundan beklediği verimliliği elde edemeyen ING Bank'ın Türkiye'deki iştirakini satıp çıkacağı konuşulurken, banka ilk firelerini yönetim kademesinde vermeye başladı. İlk olarak Bireysel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nihat Karadağ bankayla yollarını ayırırken, 2009 kasım ayında da Genel Müdür Hakan Eminsoy ayrıldı. Eminsoy'un yerine ING Asya Kurumsal Bankacılık Başkanlığını yürüten Wilfred Nagel getirilirken, en son Akbank'tan transfer olan ODTÜ mezunu Bireysel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cem Muratoğlu'nun ayrılık haberi geldi.
Peş peşe gelen istifalarla üst yönetimdeki Türk yönetici sayısı giderek azalırken, Türk bankacılık sistemini bilen deneyimli isimlerin yerini yabancı yöneticilerin alması, "Acaba ING Türkiye piyasasını gözden mi çıkardı?" sorusunu ister istemez akıllara getiriyor.

10 Mart 2010 Çarşamba

KONUT ALMANIN TAM ZAMANI

Propa İnşaat’ın İcra Kurulu Başkanı Can Reşit Özçiçek'e göre, 2010’un son çeyreğinde konut piyasasında şimdiki fiyatları görmek imkansız olacak. 'Yastık altındaki döviz ve altınları gayrimenkule çevirmenin tam zamanı' diyen Özçiçek, şu an yüzde 1’ler seviyesinde seyreden faizlerin kısa vadede daha fazla düşmeyeceğini ve artan taleple birlikte yakın dönemde konut fiyatlarının zamlanacağını öngörüyor. Doğru yerde yatırım için bölge imar planlarını ve lokasyonu çok iyi analiz etmek gerektiğini vurgulayan Özçiçek, Anadolu yakasında Kartal, Maltepe, Pendik ve Kurtköy’ün, Avrupa yakasında ise Bahçeşehir, Başakşehir ve Esenyurt’un gözde merkezler olarak sıralıyor.