Ayfer Arslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayfer Arslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2011 Pazartesi

10 BİN KADIN 310 MİLYON LİRAYI 'GARANTİ'LEDİ

Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Nafiz Karadere bugüne kadar 10 bin 500 kadın girişimciye 310 milyon lira tutarında finansman sağladıklarını belirterek kadınlara yönelik eğitim programlarıyla kişisel gelişimlerine de katkıda bulunduklarını söyledi. Son 4-5 yılda bankacılık sektöründe pazar koşullarında önemli gelişmeler yaşandığına işaret eden Karadere, tüketici kredilerinin yanı sıra KOBi kredilerinin de sektördeki payının arttığını vurgulayarak, “Sektörde yabancı sermayenin ağırlığının artması rekabetin ve kalitenin artmasına da katkıda bulundu” dedi.
Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Nafiz Karadere, sorularımızı şöyle yanıtladı:

-Hangi şirketleri KOBİ olarak tanımlıyorsunuz?
Garanti KOBİ Bankacılığı olarak, 10 milyon TL'ye kadar yıllık ciroya sahip firmaların yanı sıra, firma ortakları ve şahıs şirketleri ile pazara dönük üretim yapan çiftçileri, küçük ve orta ölçekli tarımsal işletmeleri de ‘KOBİ’ olarak tanımlıyoruz. Tarım, sağlık, turizm, lojistik, ihracat, mobilya, otomotiv yan sanayi, taksi, proje kredileri, gıda toptancıları, imalat, kadın girişimci ve hizmet gibi alanlarda faaliyet gösteren KOBİ'lere özel 17 ayrı destek paketini hizmetlerine sunuyoruz.

-Bu segmente hangi ürünleri sunuyorsunuz?
'Esnaf Destek Paketi' ve 'Dükkan Sizin' kredi kampanyalarımız ile standart bankacılık ürün ve hizmetlerine ihtiyaç duyan, ancak diğer KOBİ'lere oranla daha düşük tutarlarda kredi isteyen esnaf ve sanatkarlara, 60 aya varan vade ve yüzde 0.99'dan başlayan faiz oranlarıyla finansman imkanı sağlıyoruz.

-Kadın girişimcilere yönelik de ürünleriniz var...
Doğru, kadın girişimcilere yönelik ürün ve hizmet geliştiren ilk banka olarak, özel faiz oranlarıyla kadın girişimcilere ihtiyaç ve yatırım kredisi sağlayan 'Kadın Girişimci Destek Kredi' ürünümüz var. Bugüne kadar 10 bin 500 kadın girişimciye 310 milyon TL tutarında finansman sağladık. Bunun yanısıra kadın girişimcilerimizin kişisel gelişimlerine katkıda bulunmak için bugüne kadar 10 ilde yaklaşık 2 bin kadın girişimcimizin katıldığı ‘Garanti Kadın Girişimci Buluşmaları’nı düzenliyoruz. Ayrıca geçen yıl 3 bin 600 başvuru aldığımız ve her yıl artarak ilgi gören "Türkiye'nin Kadın Girişimcisi" yarışması var. Bu yıl 5 bin başvuru bekliyoruz.

-KOBİ bankacılığında orta vadeli planlarınız neler?
Önümüzdeki dönemde, beklentilerin gerçekleşmesi halinde, yeni açılan işyeri sayısında artışın süreceğini, bankacılık sektöründe KOBİ niteliğindeki müşteri sayısının artmaya devam edeceğini öngörüyoruz. İşletmelerin finansman, nakit yönetimi ve yatırım yapma gibi ihtiyaçlarının ivme kazanacağını, tarımsal bankacılık alanındaki gelişmelerin de devam edeceğini düşünüyoruz. KOBİ'leri, global pazar şartlarına hazırlanmış, rekabet gücüne sahip, güçlü kuruluşlar haline getirmek istiyoruz. En zor zamanlarda bile KOBİ'lerimizin yanında yer aldık. KOBİ'lerin bankası olarak her koşulda KOBİ'lerin yanında olmaya devam edeceğiz.

51 ilde 22 bin KOBİ'ye ulaştı

-Garanti Anadolu Sohbetleri ile kaç KOBİ'ye ulaştınız?
2002'den bu yana düzenlemiş olduğumuz Garanti Anadolu Sohbetleri ile 51 ilde yapılan 69 toplantıda yaklaşık 22 bin KOBİ ile fikir alışverişinde bulunduk. KOBİ Danışma Hattı ile müşterilerimize ayrıca danışmanlık hizmeti veriyoruz. KOBİ'lere özel hazırladığımız ürün ve hizmetler hakkında bilgi veriyoruz.

Global krizden çıkış dönemi

-KOBİ bankacılığındaki rekabet ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son 4-5 yılda bankacılık sektöründe pazar koşullarında önemli değişmeler yaşandı. Enflasyondaki ve faizlerdeki düşüşe bağlı olarak kredi hacminde sağlıklı bir büyüme temposu yakalandı. Genel olarak tüketici kredilerinin payının artışına paralel olarak KOBİ kredilerinin sektördeki payı da arttı. Sektörde yaşanan bir diğer önemli gelişme de yabancı sermayenin ağırlığının artması oldu. Bu durum da sektördeki rekabetin ve kalitenin artmasına katkıda bulundu. 2008 - 2009 döneminde dünya genelinde ciddi bir ekonomik ve finansal kriz yaşandı. Bu nedenle 2010'da olduğu gibi bu yıl da global olarak bir krizden çıkış dönemi yaşanacağını, global ekonomik büyümenin 2010 yılındaki hızını koruyacağını düşünüyoruz.

Banka kredileri %20-25 büyür

-Kredilerde bu yıl nasıl bir büyüme temposu bekliyorsunuz?
Türk bankacılık sektörü son yıllarda özellikle önceki yılların kriz deneyimi ve uluslararası ekonomik konjonktürün de etkisiyle büyük bir sıçrama gösterdi. Bu parlak performansta etkili olan önemli faktörlerden biri de Türk ekonomisinin dinamosu olarak kabul edilen KOBİ'ler... 2009'un Aralık ayında sektörde 2008-2009 döneminde Türkiye'nin de yaşadığı krize paralel olarak KOBİ'lere verilen kredilerde daralma olmuştu ve KOBİ nakdi kredileri 78 milyar TL'ye kadar inmişti. 2010'da bu rakam Kasım 2010 itibarıyla 115 milyar TL'ye geldi. Garanti Bankası olarak aynı tarih itibarıyla nakdi kredilerde yüzde 13'lük bir pazar payına sahibiz. Garanti Bankası'nda tüketici ve KOBİ kredilerinin toplamı bankanın kredilerinin yarısından fazlasını oluşturuyor. Ticari kredilerin önüne geçmiş durumda. 2010 yılında krizin etkilerinden giderek arınan bir Türkiye gördük. Bu, KOBİ'lerin çok çabuk toparlanmasını sağladı. Çünkü KOBİ'ler daha çok iç piyasaya üretim yapıyor. Krizden çıkış iç piyasadaki hareketten ve canlanmadan gerçekleştiği için iç piyasaya mal üreten KOBİ'ler, satışlarını artırmaya, bankalardan aldıkları kredileri geri ödemeye ve daha fazla üretim için bankalardan ilave borçlanmaya ve kredi talep etmeye başladı. Kredilerdeki büyüme temposu 2011'de de aynen sürer. Türkiye bankacılık sektörünün kredileri de ortalama yüzde 20-25'ler civarında büyür. KOBİ'lerin tercihi nakit akışlarına uygun ödeme planlarını içeren taksitli ticari kredilerde yoğunlaşıyor. Garanti Bankası olarak toplam TL kredilerde yüzde 30, yabancı para birimi kredilerde ise yüzde 20'lik bir büyüme bekliyoruz.

Banka deneyimi olmayan müşteri en büyük sorun

-Kredi kullandırırken nelere dikkat ediyorsunuz?
KOBİ'lere kredi sağlarken, finansal yapılarını, geçmiş dönem kredi ödeme performanslarını ve geri ödeme kabiliyetlerini dikkatle değerlendiriyor, bu amaçla geliştirdiğimiz kredi değerlendirme modellerini kullanıyoruz. İşletmelerin bilanço, gelir tablosu, muhasebe kaydı gibi mali tablolarını dikkatle inceleyerek, müşterilerimizi doğru tanımaya da özen gösteriyor ve onları yerlerinde ziyaret ediyoruz. Ayrıca, firmaların bilanço dışı gayrımenkulleri veya birikimleriyle ilgili belgeler de, kredi tahsis sürecimizin hızlı ve pürüzsüz olmasına olumlu katkıda bulunuyor. Bu süreçte en sık karşılaştığımız sorun, kredi başvurusunda bulunan kişilerin bankayla ilişkiler konusunda deneyimsiz olmaları. Bu durumlarda kredi başvurusunda bulunan müşterilerimize önerdiğimiz çözüm ise bize ihtiyaç ve taleplerini detaylı bir şekilde anlatmaları. Bu şekilde biz de ihtiyaçlarına en uygun finansal çözümü sağlayabiliyoruz.
Ayfer ARSLAN

31 Ocak 2011 Pazartesi

KREDİ FAİZLERİ YILLIK 1 PUANA KADAR ARTACAK

Mevduat munzam karşılıklarındaki son artışlar kredi maliyetlerini yukarı çekerken, sektörde özellikle KOBİ bankacılığı ve bireysel bankacılıkta artan rekabet ise maliyet artışını fiyatlara yansıtma konusunda bankaları zorluyor. Finansman arzının fazla olması nedeniyle artık müşterinin kral olduğunu belirten Anadolubank Ticari Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sibel Akın, "Zorunlu karşılıklardaki son artışın yanısıra daha önce de munzamlara ödenen faiz sıfırlanmıştı. Bütün bu gelişmeler kredi maliyetlerini yüzde 1 yukarı çekti. Dolayısıyla müşterilerin seçenekleri çok fazla. Rekabet gücü yüksek ama bu artışların faiz oranlarına yansıması kaçınılmaz. Bütün bankalar rekabet gücüne ve piyasa koşullarına göre faiz oranlarını 1 puana kadar artırmak zorunda" dedi.
20 yıllık bankacılık deneyimine sahip olan ve KOBİ Bankacılığında sektörün sayılı kadın yöneticilerinden biri olan Anadolubank Genel Müdür Yardımcısı Sibel Akın ile hem bankanın 2011 hedeflerini, hem de kredilere ilişkin beklentilerini konuştuk.
-Anadolubank olarak ticari bankacılıkta geçen yıl neler yaptınız?
İlk kurulduğu günden bugüne KOBİ bankacılığına ağırlık veren bir bankayız. Anadolubank, ana omurgasını bu iş üzerine kuran bir banka. Her sene yüzde 25-30 civarında büyüyoruz. Karlılığımız yeni ürün gamlarıyla olumlu gelişim gösterdi.

KREDİLERİ %25-30 BÜYÜTECEK
-KOBİ'lere 2010'da ne kadar kaynak aktardınız?
500-600 milyon TL'ye yakın kaynak aktardık.

-Bu yılki hedefleriniz neler?
Yüzde 20-25'lik bir büyüme üzerine kurguladığımız bir bütçemiz var. Sindire sindire doğru müşteri üzerine konuşlandırarak bu hedefi bir miktar aşacağımızı düşünüyorum. Şu dönem piyasanın talep yönüyle iyi olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Global dünya konjonktründe gerektirdiği dış piyasada bir daralma var ama iç piyasada talep büyümeyi çok destekler durumda. Firmalardan yoğun talepler var. Özellikle tüketici tarafını destekliyor olması iç talebi artıran, dengeleyen bir unsur olarak gözüküyor. Bu da doğal olarak tüm üretim, ticaret alanında faaliyet gösteren firmaların taleplerini artırıyor. İşletme sermayesi ihtiyaçlarının finansmanına yönelik talepleri canlı görüyoruz. Konutu Sermaye Yapan Kredi'mize talep yoğun. Yaptığımız büyümenin yüzde 40-45'lık kısmını bu ürünle gerçekleştirdik.

PİYASA LİKİT, KARŞILIKSIZ ÇEK AZALIYOR
-Hangi sektörlerden talep alıyorsunuz?
İmalat sanayi öne çıkıyor. Üretici sektörlerde yatırım açısından büyüme iştahı fazla. Üretim ve kapasitesini artırma evresinde. Bunun dışında her sektörden talep alıyoruz. Konutun beslediği alt sektörlerde, tüketim mallarında, ticaret, perakende ticaret sektörü çok canlı.

-Karşılıksız çeklerin azalması da sanırım işlerin rayında olduğunun bir göstergesi...
Doğru, müşteri şu anda çok değerli. Finansman arzı var. Ne zaman karşılıksız çek olur? Likidite imkanlarının daraldığı dönemlerde karşılıksız çek olur. Esasen bir işletmenin işi çok iyidir. Ama likit olmayabilir. Alacağınız vardır ama o gün ödeyeceğiniz bir çek varsa nakdiniz yoktur. Alacağınızı bankacılık sistemine dönük finanse edemezsiniz, nakit sıkıntısı o çekin yazılmasına yol açar. Aslında bu sizin varlığınızın olmadığı anlamına gelir. Şu anda sektörün bu eğilimi likiditeyi pompalıyor. Likit olan bir piyasada da karşılıksız çek oranları aşağı iniyor. İştahın daraldığı dönemlerde çok daha yukarı çıkmasının nedeni likiditenin daralması. Dolayısıyla bu çok doğal bir sonuç.

Takipteki krediler azalıyor

-Takipteki kredilerde nasıl bir seyir gözleniyor?
İyileşme devam ediyor. İşi olan müşteri her daim likidite imkanına ulaşabilir. Banka aktifini yükselttikçe tahsili gecikmiş alacak sabit kalacağından oran otomatikman düşüş yönünde olacak. Doğru işi finanse etmeye çalışıyoruz. Çok ince eleyip sık dokuyoruz. Ama bunu da yaptıktan sonra sonsuz olarak diyoruz ki, biz artık ortağız birlikte önümüz açık olduğu sürece devam edeceğiz diyoruz. Ciddi anlamda müşteri sadakati oluşturuyoruz. Önce müşteriyi iyi tanımaya çalışıyoruz Danışmanlık veriyoruz.

Hesapsız büyüme uyarısı!

-Sizce kredi genişlemesi cari açık açısındanbir risk oluşturur mu?
Ekonomiyi ısıtıyor. Sonuç olarak kamu otoritesinin ortaya koyduğu görüşlere saygı duyuyoruz. Isınan ekonomi cari açığı da tetikleyebilir. Munzam karşılıkların artırılması bankacılık sisteminin maliyetlerini yukarı çeken bir unsur. MB, sadece büyüme hevesiyle hesapsız kitapsız şeylere girişme diye sektörü uyarıyor. Biz zaten o paralelde giden bir bankayız. Hiçbir zaman merdivenleri yüzde yüz büyüme üzerine oturtmadığımız için bizi etkileyen bir tarafı yok. Dolayısıyla riski iyi tanıyıp riski doğru fiyatlamaya çalışan bir bankayız.

-Sektör nasıl reaksiyon verecek?
Sonuçlarını henüz görmedik. Munzam karşılıklar artırıldığı gibi onlara ödenen faizler sıfırlandı. Maliyet yükselişi fiyatlara yansıyacak mı? Hepimizin sorusu bu. Şu ana kadar gördüğümüz bir yansıma yok. Ancak yansıması kaçınılmaz. Munzamlardaki son artışla beraber kredi maliyetleri yüzde 1 oranında arttı.

20 bin müşterinin 16-17 bini KOBİ


-Anadolubank olarak KOBİ ve ticari müşteri ayrımını nasıl yapıyorsunuz?
Üretici ve perakende ticaret cirosu olup olmadığıyla ilgili değişiyor. 2.5 trilyon liraya kadar olanlara küçük işletme, 2.5 trilyon ile 25 trilyon arası KOBİ vasfına soktuğumuz müşteri tipi var. 25 trilyon üstü ticari. Daha iri işletmeler. Portföyümüzün yüzde 90'ı KOBİ segmenti.

-KOBİ ve ticari segmentteki müşteri sayınız?
Toplam 20 bin civarında müşterimiz var. 16-17 bini KOBİ tanımına girer. Her sene portföyümüze 3-4 bin gibi müşteri ekleniyor.

Kar yaratmak zor

-2011'de bankaları nasıl bir rekabet ortamı bekliyor?
Kar yaratmak zor. Maliyet artışları var. Bunların fiyatlara transferi oluşmadı. Sektör üzerinde en büyük baskı unsuru. Bankalar bu şartlarda büyümeyi yaratmak zorunda. Bir taraftan maliyet artışı var. Bir taraftan yansıtamıyorsunuz. Arada marj daralıyor. Dolayısıyla cirodan kazanma modeli dediğimiz model ve hizmet kalitenizi artırarak hizmet üstünlüğü yaratmak gerekiyor. Sadece kredi için değil doğru ürün geliştiren herkes ciddi anlamda bir seferberlik içerisinde. Sektör kar marjları daralarak büyüyecek. Karşılıksız çekler, kanuni takip oranları azalacak.

Masa başından işler yürümüyor

-Göreviniz gereği kaç ili gezdiniz?
Ayda bir iki Anadolu'ya gidiyorum. Konya, Kayseri, Gaziantep, Trabzon, Samsun, Antalya, Urfa, Aydın, Adana, Mersin... İşim gereği mutlak surette şubeleri dolaşmak zorundayım. Ekipler halinde müşteri ziyaretleri yapıyoruz. Bölgenin özelliklerine bakıyoruz. Müşteriyi tanımaya çalışıyoruz. Maalesef artık masa başından iş yürümüyor. Son dönemde herkes dolaşıyor.

-Müşterilerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Onlar alışmış buna. Artık müşteri kral! Müşterinin artık seçeneği çok bol, rahat. Rekabet gücü yüksek. O da kendi müşterisi için aynı şartlarda çalışıyor.

Bankacılık unisex bir iş

-Kadın yönetici olarak karşılaştığınız zorluklar oluyor mu?
Çok net söyleyeyim hiç zorlukla karşılaşmadım. Dikkate alınmamak veya kendimi dezavantajlı durumda hissettiğim bir ortam hiç olmadı. ı. İşinizi iyi biliyorsanız sorun çıkmıyor. Ben bankacılığı unisex bir iş olarak görüyorum.
Ayfer ARSLAN

10 Ocak 2011 Pazartesi

ÜÇ AYA KADAR 3 YENİ YABANCI DAMATIMIZ OLACAK!

Şirket evliliklerinde danışmanlık yapan Pragma şirketinin kurucu ortaklarından Değer Şahbaz, geçen yılın ikinci yarısından itibaren cebinde parası olan stratejik yatırımcıların dünyada büyümeye gözünü diktiğini belirterek 2011 yılının ilk 3 ayında biri ABD, diğerleri Avrupa ve Körfez bölgesinden 3 yeni yatırımcının sağlık, finans ve hızlı tüketim alanında Türkiye'ye geleceğini söyledi. Alıcı ve satıcı şirketlerin fiyat beklentilerinin örtüşmesi açısından 2011'in evlilik için doğru zaman olduğunu vurgulayan Şahbaz, bu yıl işlem hacminin 30 milyar doları aşmasını bekliyor. Şahbaz, "Geçmişte biz onların kapısını çalıyorduk. Şimdi onlar bizim kapımızı daha çok çalıyor" dedi.
Pragma, Global Menkul Değerler'den ayrılan Ömer Bilhan, Saltuk Akbulut, Değer Şahbaz, Mustafa Akgün ve Özgü Yalaza tarafından 2002 yılında kurulmuş. 2005 yılından beri toplam büyüklüğü 2 milyar doları aşan 30'a yakın işleme imza atan Pragma bugüne kadar Akkök, Borusan, Boyner, Doğan ve Yaşar Holding gibi Türkiye'nin önde gelen gruplarına danışmanlık yaptı. Ray Sigorta, Step Halı, Denizli Çimento, TÜYAP, Ekol ve Arena gibi çeşitli şirketleri evlendiren Pragma kurucu ortakları Değer Şahbaz ve Saltuk Akbulut ile 2011 beklentilerini konuştuk.
-Geçen yıl şirket evlilikleri açısından verimli geçti mi?
Türkiye açısından 2009 yılına göre 2010 çok iyi bir yıldı. 4 katından fazla işlemlerde artış oldu. 100'ün üzerinde işlem gerçekleşti. Bizim açımızdan son çeyrek iyi bir zamandı. 2010'un son çeyreğinde şirket olarak 4 işlem bitirdik. 2011 yılından daha umutluyuz.

300 TÜRK ŞİRKETİ İLE GÖRÜŞTÜK
-2010'da ne kadarlık işleme aracılık ettiniz?
200 milyon doların üzerinde. Geçen yıl 300 tane Türk şirketi ile görüştük. Bunun iki katı da yabancı şirket ile görüştük. Yatırım bankacılığı deyince insanlar sadece İstanbul ile sınırlı olduğunu zannedyior. Halbuki biz İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerin yanısıra Bursa, Eskişehir, Kayseri, Konya ve Antep'e de gidiyoruz.

-300 Türk şirketinden kaçını ikna ettiniz?
Şu anda 50'den fazla proje üzerinde çalışıyoruz. Türkiye'nin önü açık olan bütün sektörlerde iş yapmaya çalışıyoruz.

STRATEJİK YATIRIMCI ŞİRKET AVINDA
-Peki şu anda hangi sektörlerin önü açık?
Enerji, altyapı, lojistik, gıda, sağlık, finans ve medya. Türkiye'de veya yabancı firmalarda sektörleri araştırıp takip ediyoruz. Kimisi bir ortaklığı veya şirketini satmak istediğini söylüyor. Veya 'Gelin beni evlendirin' diyor. Çoğunda ise 'Siz büyüyorsunuz, finansmana ihtiyacınız var. Ortaklık size katma değer yaratır' diye anlatıyoruz. Doğru zaman değilse projeyi bekletiyoruz. 2010 yılı da o yüzden çok doğru zaman değildi. 2011 doğru zaman olacak.

-2011 neden doğru zaman?
2009 kriz senesiydi. İşlerin iyi bir şekilde olması için rekabetçi ortamların olması gerektiğini düşünüyoruz. 2010 yılı ikinci yarısında likiditeye sahip stratejik yatırımcılar artık dünyada büyümeye gözlerini dikmeye başladı. ABD'de sürekli para pompalanıyor. Körfez ülkeleri zaten likit. Büyüyebilecek yerler Avrupa değil. Avrupa'da şirket ortaklığı pazarı yüzde 5 büyüyor. ABD de yüzde 5 ile 10 arasında büyüyor. Türkiye'de yüzde 30'larda büyüyor. O yüzden Türkiye gibi ülkeler bu paraları çekiyor. 2010 yılında alıcıların fiyat beklentileri ile satıcıların beklentileri çok örtüşmüyordu. Biz alıcıların adil fiyat vermesini, satıcıların da iyi fiyat almasını istiyoruz. Bunun örtüşdüğü zaman 2011 yılı olacak.

Enerji yabancının gözdesi
-Elektrik dağıtmından sonra sıra elektrik üretim özelleştirmelerinde...

Avrupalılar çok ilgili. Fonlar da bakmaya başladı. Ortadoğulu, Uzakdoğulu şirketler de var. En önemlisi '2011'de dağıtım özelleştirmeleri kapanacak mı?' diye takip edenler var. Ama üretim tarafı da çok hareketli olacak. Herkes EÜAŞ özelleştirilmesini bekliyor. Bunun dışında lisansı alınmış pek çok proje var. Devam eden inşaatlar var. Şu an inşaati devam eden veya başlayacak 20 bin megavatlık hidro, 10-15 bin megavatlık rüzgar santralı projesi var. Bunları hepsiyle ilgili daha finansman bulunacak. Sermaye ihtiyacı çok fazla. Bizim bugüne kadar enerjide bitirdiğimiz işlerin toplam değeri 1.5 milyar doları aşıyor.

Finansda başarısız olan yabancı çıkacak
-Enerjji dışında diğer sektörlerde yeni yatırımlar görecek miyiz?
Sağlık sektöründe hastane, sağlık ekipmanları ve ilaç tarafında yabancı gelmeye devam edecek. Sağlık kabuk değiştiren bir sektör olacak. Gıda her zaman krizlere dayanıklı bir sektör. Yabancılar Türkiye'ye gelmek istiyor. Finans sektöründe perakende bankacılıkta yeni bir bankanın gelip sıfırdan yatırım yapması, işe başlaması çok zor. Büyük bankaların hepsinde yabancı ortaklıklar var. Başarısız olanların çıkması sözkonusu olabilir. Finans sektöründe kesin bir konsolidasyon bekliyoruz. Tabii finans deyince sadece banka olarak bakmamak lazım. Sigorta ve faktoring şirketleri de var. Bulundukları kurumun dünya genelindeki stratejisinden dolayı bu işten çıkmak isteyenler veya bu işte başarıyı göremeyen şirketler var. Dolayısıyla finansal kuruluşlar içerisinde el değiştirmeler olacak.

Türk işçisi işine sahip çıkıyor
-Yabancıları Türkiye'ye çeken nedenler neler?
Birincisi büyük bir ekonomi. İkincisi büyüyen bir ekonomi. Üç istikrar olan bir ekonomi. Dört hukuksal çevrçeve düzgün. Beş Avrupa'ya yakın. Avrupa'da büyümek isteyen Ortadoğulu, Körfez ülkesi yatırımcısı Türkiye'ye gelip Avrupa'nın içine girmiş oluyor. Yeni gelişen sektörler var. Örneğin; enerji. İnsan kalitesi iyi. Üretim mantığı iyi. Doğu Avrupa'da üretim yaptıramıyorlar, çünkü işçi işe gelmiyor. Türkiye'de herkes işine sahip çıkıyor, Türk üretim bilinci gelişmiş durumda. Bir de Türkiye AB süreci içerisinde. Türkiye'nin çehresini çok değiştiriyor. Çok yakın gelecekte Türkiye'nin yatırım notu değişecek.

Evlilik hazırlığı 6 ay ile 1 yıl sürüyor
-Şirketleri evlendirirken karşılaştığınız zorluklar var mı?
Bu işler çok zor. Meşakkatli ve çok uzun süreçler. Bir şirketin kendi başına çıkıp şirketime ortak bulacağım deyip bulabilme ihtimali çok düşük. Bizim gibi tecrübeli danışman firmalara iş çıkıyor. Karşılaştığımız en büyük zorluk piyasa koşulları. Son anda 'Paramız bitti veya işimiz iyi gitmiyor' deyip vazgeçebiliyor. Fiyatlama, değerleme her zaman sorun. Türk şirketleri her zaman iyi fiyat istiyor. Alıcı firma olabildiğince uygun fiyattan almak istiyor. En önemlisi ortaklık bilinci Türkiye'de çok olan bir şey değil. Onu sindirmesi gerekiyor. Yine değerlemede de eğitmeniz gerekiyor. Şirketin binasına bakıyor harcadığı yıllara bakıyor. Emeğine, terine bakıyor. Şirket sahiplerini duygusal bağdan koparmanız gerekiyor.

-Evlilik hazırlığı ne kadar sürüyor?
6 ay ile bir yıl arasında değişiyor. Bu süre şirketin yapısına, ne kadar düzenli olduğuna bağlı. Halka açık bir şirket ise raporlamayı biliyordur. Ama hiç ev ödevini yapmamış şirketleri hazırlamak biraz daha zaman alıyor. O da projeyi de uzatabiliyor.

Şirketleri pahalı hobi yapmayın!
-Evlenmek isteyen Türk şirketlerine önerileriniz var mı?

Şirketlerin belli ömürleri var. Bazı şirketler daha hızlı büyüyor. Aileler, jenerasyonlar değişiyor. Eğer ortaklık düşünülüyorsa çizgi aşağı gitmeden en iyi değeri alabilecekleri en yukarda bir şey yapmalarında fayda var. Aile şirketlerinde, 'Çocuğuma bir iş bırakayım' mantığı var. Çok saygı duyulacak bir mantık ama bu şekilde pahalı hobi yapmaya gerek yok. Çünkü şirketler ülkenin de bir değeridir. 'Benim olsun ufak olsun' yaklaşımından ise paylaşımcı, ekonomiye değer katıcı şekilde düşünmelerinde fayda var. Ayrıca dünya piyasalarını takip etsinler.

Hep bana hep bana olmaz!
-Doğru ortak kimdir?
Kendisi için istemeyeceği hiçbir şeyi ortağı için istemeyecek olan doğru ortakdır. Size doğru değeri verecek, sizi uzun vadede köşeye sıkıştırıp ekonomik olarak daha kötüye götürecek bir ortak olmaması lazım. Adil davranacak. İki tarafın da kazanması lazım. Biri hep bana hep bana derse o iş olmuyor zaten. Hem ortaklık şartlarında iki tarafın da kazandığını düşünmesi lazım hem değerlemede iki tarafında kazandığını düşünmesi lazım.
Ayfer ARSLAN

3 Ocak 2011 Pazartesi

BANKALARA KREDİ KARTI UYARISI!

Kredi kartı pazarının her geçen gün büyüdüğünü belirten Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdürü Yunus Nacar, ancak büyüyen pazarla birlikte risklerin de büyüdüğüne dikkat çekerek bankaları uyardı. Nacar, "Kriz döneminde kredi kartı geri ödemelerinde ciddi sıkıntılar yaşandı. Bu durum bankalar açısından her zaman bir risk unsuru oldu. Her ne kadar BDDK'nın bu alanda riski azaltıcı çalışmaları olsa da bankaların kredi kartı verirken daha dikkatli olmaları gerektiğini düşünüyorum" dedi.
Sektörün önümüzdeki dönemde düşen faiz ve kar marjlarının etkisiyle reel sektöre ve bireylere yöneleceğine işaret eden Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdürü Yunus Nacar, ancak risk yönetim merkezlerinin çok iyi yapılandırılması gerektiğinin altını çizdi.
Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdürü Yunus Nacar, sorularımızı şöyle yanıtladı:

-2011 yılında sektörde rekabet hangi alanlarda yoğunlaşacak?
Bugüne kadar ağırlıklı olarak bireysel alanda çalışan bankaların düşen faiz ve kâr marjlarının etkisiyle reel sektöre yönelmeleri ve KOBİ pazarını keşfetmeleri önemli bir nokta. Hemen her banka KOBİ bankacılığı için özel ekipler kurdu. KOBİ bankacılığı önümüzdeki birkaç yılda bankalar açısından en önemli pazar olacak. Bu noktada bankaların reel sektörü yakından takip etmeleri ve risk yönetim merkezlerini çok iyi yapılandırmaları gerekiyor. Zira bankalar bu alanda hesapsız alınacak risklerden olumsuz etkilenebilir. Kredi kartı pazarı da bankaların önem vermesi gereken pazarlardan biri. Bunların yanında operasyonel maliyetlerin azaltılması bankalar açısından önem arz ediyor. Bu noktada teknolojiyi doğru kullanan bankalar azalttıkları maliyetler ile rakiplerinin önüne geçecek.

KOBİ'LERİN KREDİDEKİ PAYI %24

-Türkiye Finans olarak yeni yılda nasıl bir büyüme rotası izleyeceksiniz?
Kurumsal bankacılık alanında işletmeler içindeki ana hedefimiz KOBİ'ler. KOBİ'lerin 2009 yılındaki toplam payı yüzde 22 iken bu rakam 2010 senesinde yüzde 24 seviyesine çıktı. 2010 yılı içinde başladığımız teşvik ve hibe programlarındaki danışmanlık desteğimizi önümüzdeki yıllarda artırarak devam edeceğiz. KOBİ'lere daha fazla ve hızlı destek olabilmek için şube ve bölge yetkilerimizi 2011 yılı içinde artıracağız. KOSGEB programları, KGF garantisi, Hazine kar payı desteği programı kapsamındaki kredi kullandırımlarına devam edeceğiz.

FAİZSİZ EMEKLİLİK FONU TUTTU
-Bireysel bankacılık alanında yeni projeleriniz olacak mı?
2011 yılında bireysel bankacılık alanında çalışmalarımızı artıracağız. Bu paralelde, taşıt ve konut kredisi gibi alanlarda farklı çalışmalara imza atacağız. Toplu konut ve marka konut pazarı son dönemde oldukça revaçta. Bu alanlarda Türkiye Finans olarak 2010 yılında ciddi başarılara imza attık. Önümüzdeki yıl bu sektördeki faaliyetlerimizi artırarak sürdüreceğiz. Kredi kartları bireysel bankacılık için artık temel olma yolunda hızla ilerliyor. Garanti Bankası işbirliği ile çıkardığımız ve katılım bankaları sektöründe bir ilk olan bonus özellikli kredi kartımız Happy Card, 2011 yılında bizim için önemli bir ürün olmaya devam edecek. 2010 yılında Garanti Emeklilik ile bir ilke imza atarak bireysel emeklilik sisteminde faizsiz bir fon oluşturduk. Faiz hassasiyeti olanlar tarafından yoğun ilgiyle karşılanan bu ürünümüz, 2011 yılında da önemini sürdürecek. Gelişen teknoloji sayesinde artık müşteriler şubeye gelip sıraya girerek vakit kaybetme derdinden kurtuluyor. Bu paralelde yaptığımız teknolojik yatırımlar sayesinde gerek internet şubemiz, gerek SMS şubemiz ve gerekse telefon şubemiz rakiplerinden kaliteli ve kolay hizmet sunar hale geldi.

Yurtdışı şokları sürerse ekonomimizi kötü etkiler
-Bu yıl Türkiye ekonomisi hangi risklerle karşı karşıya kalabilir?
2011 yılı içerisinde Türk ekonomisi için gördüğümüz en büyük risk cari işlemler açığı. Artan cari açığın finansmanı da daha çok kısa vadeli portföy yatırımları ve borçlanmalar yoluyla oluyor. Sıcak para kaynaklı cari açık oluşturarak büyüme sürdürülebilir değil. Diğer bir risk kaynağı ise yurt dışı kaynaklı şokların devam etmesi ve bundan dolayı ekonomimizin olumsuz yönde etkilenmesi. 2009'da ve 2010'da merkez bankalarının ve devletlerin müdahalelerine rağmen hala eski düzeylerine ulaşamayan ve sürekli yeni sıkıntılarla karşı karşıya kalan gelişen ülkelerden gelebilecek kötü haberler ekonomimizi de kötü etkileyebilecek. 2011 senesi içerisinde karşılaşabileceğimiz bir diğer risk ise seçimlerden dolayı artabilecek bütçe açığı. Toparlanma yolunda önemli adımlar atan Türkiye ekonomisi 2010 yılında beklentilerden daha az olarak 44 milyar TL civarında bütçe açığı vermesi beklenirken seçim nedeniyle artabilecek bütçe harcamaları ekonomi için olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Başarılı stratejisi olmayan banka kar edemeyecek
-2011'de Türk bankacılık sektörünü nasıl bir tablo bekliyor?
Yaşanan ekonomik gelişmeler doğrultusunda düşen kâr marjları bankalar için ciddi bir risk teşkil ediyor. Her geçen dönem azalan kâr marjları bankaların çalışma şekillerini ve müşteri profillerini değiştirmelerine neden oluyor. Bu alanda başarılı stratejiler belirleyemeyen, hacimlerini artıramayan bankalarda yeterli kâr edememek bir sıkıntı olarak karşımıza çıkacak. Yeni blokaj oranları bankaların kârlılıklarını azaltıcı bir baskı unsuru olacak. Düşen faizlerin etkisiyle mevduatta yaşanan kayıplar da bankalar için önemli bir risk olarak nitelendirilebilir. Müşteriler düşen faizlerden dolayı bankalardaki mevduatlarını çekip tasarrufları farklı yerlerde değerlendirme yolunu seçebilir. Bu da bankaların likit yönetimi açısından sakınca doğurabilecek bir durum. Bankaların bu duruma hazırlıklı olmaları, likiditelerini iyi ayarlamaları ve planlarını bu duruma göre yapmaları gerekiyor. Kredi kartı pazarı her geçen gün büyüyor. Ancak büyüyen bu pazarla birlikte riskler de büyüyor. Şu an atlatılmış gözükse de özellikle kriz döneminde kredi kartı geri ödemelerinde ciddi sıkıntılar yaşandı. Bu durum bankalar açısından her zaman bir risk unsuru oldu. Her ne kadar BDDK'nın bu alanda riski azaltıcı çalışmaları olsa da bankaların kredi kartı verirken daha dikkatli olmaları gerektiğini düşünüyorum. Son yaşadığımız krizde, bankalar için risk yönetiminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Bankalar risk yönetimindeki çalışmalarını her geçen gün kuvvetlendirmeli. Zira gördük ki; kriz ülkemiz kaynaklı olmasa bile bizleri de etkiliyor.

Yıl sonunda faiz yüzde 8.5'a çıkar
-2011 sonu itibarıyla faiz, dolar, euro, büyüme hızı, enflasyon ve işsizlik ne olur?
*Faiz: Yüzde 8.5
*Dolar: 1.50 TL
*Euro: 2.00 TL
*Büyüme: Yüzde 5
*Enflasyon: Yüzde 7
*İşsizlik: Yüzde 10

Ayfer ARSLAN-AKŞAM

30 Aralık 2010 Perşembe

ENFLASYON VE CARİ AÇIK BANKACILARI KORKUTUYOR

Yıl sonunda 45 milyar dolar seviyesine çıkması beklenen cari açık gelecek yıl bankacıların kabusu! "Ekonominin yumuşak karnı cari açık" diyen banka CEO'ları, gelecek yıl büyümenin yüzde 7'lerden yüzde 4-5 aralığına kadar gerileyeceğini, cari açığın ise 50 milyar doların üstünü görebileceğini öngörüyor. Türkiye ekonomisine ilişkin 2011 kaygılarını ve tahminlerini aktaran finansın zirvesindeki isimlerin ikinci kaygısı ise enflasyon. Enflasyonda yüzde 5.5'luk hedefin tutmayacağı, seçim sonrası emtia ve gıda fiyatlarındaki artış nedeniyle TÜFE'nin yılı yüzde 6 ile 7.5 arasında bir yerde kapatacağı tahmin ediliyor.
Cari açığın sıcak para ile finanse edilmesi nedeniyle yüksek miktarda sıcak para çıkışını önemli bir risk unsuru olarak değerlendiren banka genel müdürleri, dövizde yatay bir seyir bekliyor. Tahminlere göre, dolar 1.45-1.55 TL, euro ise 2 ile 2.062 TL aralığında hareket edecek. Bankacıların üzerinde birleştiği bir diğer nokta ise; seçim yılı olmasına rağmen Türkiye güçlü bankacılık sistemi, dış talebe daha az duyarlı ekonomisi, göreli düşük borçluluk oranları ve makro politikalara duyulan güven nedeniyle yabancı sermayenin çekim merkezi olmaya devam edecek.

ÖZEN: ENFLASYON RİSKİ VAR
Yapı Kredi Genel Müdürü Faik Açıkalın, 2011'de Türkiye ekonomisini yakından ilgilendirebilecek en önemli gelişmenin Haziran içinde yapılması öngörülen genel seçimler olacağını belirtirken, Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen Merkez Bankası'nın politikalarının başarısının 2011 makro ekonomik verilerini de şekillendireceğini vurguladı. Özen, beklentilerini şöyle özetledi: "Muhtemel cari işlemler açığının, 2011 sonunda da yüzde 5 civarında bir büyüme ile 50 milyar dolar üstünü görebilir. Bu senaryoda işsizlik yüzde 11 civarına kadar düşebilir. Merkez Bankası'nın sermaye hareketlerinin TL üzerindeki değerleme baskısını hafifletmek amacıyla yapacağı politika faiz indirimleri, enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir risk. Düşük politika faizleri süreci, alınan diğer önlemlerle birlikte ekonomide soğumaya yardımcı olduğu sürece devam edebilir. Bu durum, TL'nin daha fazla değerlenmesi yönündeki baskıları hafifletebilir."

ULUŞAHİN: CARİ AÇIĞA DİKKAT!
Şekerbank Genel Müdürü Meriç Uluşahin'e göre, ekonominin yumuşak karnı hızlı büyüyen cari açık. Türkiye ekonomisi büyürken özellikle ara malı ithal eder; bu, ekonominin karakteristiği. Yüksek ithalat dış ticaret açığına, o da cari açığa yol açar; dolayısıyla, büyürken cari açık verilir. Aslında finansmanı olmayan cari açık yoktur ancak bu finansmanın niteliğine de bakmak lazım. Şu an cari açığı finansmanı sıcak para ağırlığından kaynaklanıyor. Son dönemlerde uzun vadeli yatırımlar için gelen kaynak girişlerinde artış görülmekle beraber kriz öncesinin halen çok altındayız. Bu fonlama yapısı cari açığa dikkati fazla çekiyor. Merkez Bankası'nın para politikasında cari açığı hedef alan önemli değişiklikler var. Politika faizlerindeki düşüşle Merkez Bankası bir yandan sıcak para girişinin hızını kesmeye çalışırken, buna karşılık munzam karşılık oranlarını arttırma politikasıyla düşük faizin neden olabileceği likidite bollaşması, kredi büyümesi ve bunların yaratabileceği enflasyonun önünü kesmeye çalışıyor. MB'nin bu yeni politikası gelecek yıldan itibaren belli ölçüde sonuç verebilir ve böylece büyümeye karşın artmayan cari açık görülebilir."

Nagel: Seçim sermaye
hareketlerini etkileyebilir


Vakıfbank Genel Müdürü Süleyman Kalkan, sıcak para çıkışını cari açığın finansmanı açısından bir risk unsuru olarak değerlendirirken, ING Bank CEO'su Wilfred Nagel'in kaygıları ise şöyle: "Seçim öncesinde kamunun harcama eğiliminin büyümeyi desteklemesi beklense de, seçim sonrasında bir sıkılaştırma görmemiz kaçınılmaz. Seçimin sermaye akımlarında da bir miktar oynaklık yaratması olası görünüyor. 2011 ve sonrası Türkiye ekonomisinde yapısal gelişmelerin daha önemli olmaya başladığı bir dönem olacak. Enflasyon cephesinde ise her ne kadar Nisan ayına kadar yüzde 5,5'lik 2011 sonu hedefine doğru hızlı bir düşüş bekleniyor olsa da, sonrasına dair belirsizlik sürüyor. Gıda, enerji, emtia temel risk unsurları olmaya devam ederken, enflasyon beklentilerindeki katılık da özellikle enflasyon yüzde 6'nın altına düştüğünde para politikası yönetimini zorlaştıracak. Faiz cephesinde ise büyümedeki normalleşme ile birlikte diğer gelişmekte olan ülkelere paralel olarak 2011'in ikinci yarısı itibarıyla artış eğiliminin başlaması beklenebilir."

TL 2011 yılında reel
olarak değerlenecek

TEB Genel Müdürü Varol Civil,
Türkiye ekonomisine ilişkin beklentilerini şöyle aktardı: "Gelişmiş ülke merkez bankalarının genişletici para politikası uygulamalarına bağlı olarak yüksek büyüme potansiyeli nedeniyle gelişmekte olan ülkelere sermaye girişlerinin 2011 yılında da sürmesini bekliyorum. Ekonomik büyüme, işsizlik oranında da bir iyileşmeyi beraberinde getirecek. İşsizlik oranını kalıcı olarak indirebilmek için daha esnek bir emek piyasasına, daha rekabetçi bir Türkiye'ye ihtiyacımız var. Sermaye girişlerine bağlı olarak TL'nin 2011 yılında da reel anlamda değer kazanmaya devam etmesini olası görünüyor. Bu çerçevede, dolar kurunun 2011 yılında 1,45-1,50 aralığında kalması olası görünüyor. Bununla birlikte, euro bölgesinin borç sorunları henüz sona ermemiş durumda ve bu durum küresel piyasalar için bir risk oluşturmaya devam ediyor. Buna bağlı olarak küresel piyasalarda dönem dönem dalgalanmalar görülebilir."

Banka CEO'larının 2011 tahminleri
-----------------------------------------
--Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt:
*Büyüme hızı: Türkiye'nin 2010'da yüzde 7'nin üzerinde, 2011'de ise yüzde 4,5-5 seviyelerinde büyüyeceğini tahmin ediyoruz
*Faiz: Politika faizlerinin yüzde 6,5-7, referans hazine bonosu faizinin ise yüzde 7-8 aralığında gerçekleşeceğini ön görüyoruz.
*Enflasyon: TÜFE bazlı enflasyonun 2011'de yüzde 6 olacağını tahmin ediyoruz.
*Cari açık: 2011 yılı cari açık beklentimiz açığın GSYİH'nın yüzde 5-6'sı civarında olacağı yönünde.

--Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen:
*Büyüme hızı: Yüzde 5
*Enflasyon: Yüzde 6-7
*Cari açık: 2011 sonunda 50 milyar dolar üstünü görebilir.

-Yapı Kredi Genel Müdürü Faik Açıkalın:
*Büyüme: Yüzde 4.1
*Enflasyon: Yüzde 6.7 ile 2010 yılına göre gerileyerek kontrol altında kalmaya devam edecek.
*İşsizlik oranı: Yüzde 10.7 civarında olmasını bekliyoruz.
*Dolar: 1.42 TL
*Euro: 2.062 TL
*Faiz: Gösterge faizlerin yılı yüzde 8.25 düzeyinde kapatacağını öngörüyoruz.

-Vakıfbank Genel Müdürü Süleyman Kalkan:
*Büyüme hızı: Yüzde 3.5
*Enflasyon: Yüzde 7.15
*İşsizlik: Yüzde 11
*Faiz: MB politika faiz oranı tahminimiz yüzde 8
*Dolar: 1.50 TL
*Euro: 2.00 TL

-ING Bank CEO'su Wilfred Nagel:
*Büyüme hızı: Yüzde 4 ile 5 arasında kalma olasılığı güçlü görünüyor.
*Enflasyon: TÜFE enflasyonu beklentimiz yüzde 6.6
*İşsizlik: Yüzde 11.4
*Dolar: 1.45 TL
*Euro: 2.03 TL
*Faiz: Büyümediki normalleşme ile birlikte yılın ikinci yarısında artış eğiliminin başlaması beklenebilir.

-Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş:
*Büyüme hızı: Yüzde 5+ olan uzun vadeli büyüme hedefine paralel büyümesi bekleniyor.
*Enflasyon: 2011'de yüzde 5.5 olan hedef civarında gerçekleşebilir.
*İşsizlik: Gerilemeye devam ederek sene sonunda yüzde 10'lu seviyelerin altına inebilir.
*Faiz: Kısa vadeli faizler azalırken uzun vadeli faizler yatay seyredecek. Bu süreçte yurtiçi gelişmeler kadar yurtdışındaki karışıklığın nasıl yönetileceği ve merkez bankalarının kararları da etkili olacak.

*Şekerbank Genel Müdürü Meriç Uluşahin:
*Faiz: Gösterge tahvil faizi yüzde 8, Merkez Bankası politika faizi yüzde 6.5
*Dolar: 1,55 TL
*Euro: 2,00 TL
*Büyüme hızı: % 4,8- 5,0
*Enflasyon: % 6,4
*İşsizlik oranı: % 10,8
Ayfer ARSLAN-AKŞAM

29 Aralık 2010 Çarşamba

KARLAR DÜŞECEK, ÜCRET VE KOMİSYONLAR ARTACAK

Türk bankacılık sisteminde 2011 yılında KOBİ ve tüketici kredilerinde çetin bir rekabet bekleniyor. Reel faizler yüzde 1-2'lere gerilediği için bankalar bilançolarında daha az menkul kıymet taşıyacağı için kredi kullandırma iştahı artacak. Rekabette öne çıkabilmek ve müşteriye kolay ulaşabilmek için bankalar şubeleşmenin yanısıra alternatif dağıtım kanalları ağını büyütmeye devam edecek. Tüketici kredilerinin motoru ise konut ve ihtiyaç kredileri olacak.
Banka CEO'larının 2011 öngörülerine göre, toplam aktifler yüzde 10-15, krediler yüzde 20-25, mevduatta ise yüzde 17 ile 20 arasında büyüyecek. Banka karlılıklarının ise 2010 yılının altında kalması bekleniyor. Düşen marjlarda hacimlere yüklenileceğini belirten banka genel müdürleri,"Önümüzdeki dönemde sektörün, marjlardaki daralmanın negatif etkilerini azaltabilmesi için bilanço büyüklüklerinden ziyade etkin maliyet yönetimi ve verimliliğe odaklanması şart. Çapraz satışlar, kredinin yanında başka ürünler de satmak gerekiyor. Bankalar bazı segmentlerde mecburen daha fazla risk alıp müşterilere özel ürünler geliştirecek" görüşünde birleşiyor.
Merkez Bankası politika faizlerindeki gerilemeye karşı munzam karşılıklardaki artışın kredi maliyetlerinde 20 baz puanlık bir maliyet artışı getirmesi bekleniyor. Buna göre bankalar bu maliyeti ya mevduat faizlerini aşağı çekerek mudilere veya kredi faizlerini yukarı çekerek kaynak kullananlara yansıtacak. Ya da faiz marjlarının gerilemesine razı olacak.

Bankalar 2011'de ücret ve komisyondan kazanacak

*Vakıfbank Genel Müdürü Süleyman Kalkan:
"Krizin ardından faiz indirimlerine bağlı olarak sağlanan yüksek karlılıkların sonuna gelindi. Bu nedenle bankacılık sektörünün 2011 yılında karlılığını kredi kaynaklı gelişmeerin yanı sıra ücret ve komisyon gelirlerinden sağlaması bekleniyor. Bu alanda sektörün yüksek bir potansiyele sahip olması, 2011 yılında karlılıkta yaşanabilecek düşüşü bir miktar da olsa kompanse edebilecek. Ancak 2011'e net faiz marjında daralma beklentisi bu olumlu etkiyi sınırlandırabilecek. Fakat sektörün yüksek sermaye yeterlilik rasyosuna sahip olması nedeniyle karlılık oranındaki bu azalışın şu aşamada bir sorun teşkil etmesi beklenmiyor. 2011 yılı, bankacılık sektöründe yeni arayışların görüleceği bir yıl olacak."

Agresif rekabete dikkat!

TEB Genel Müdürü Varol Civil
"Bankaların büyüme kaygısıyla rekabet ortamını piyasa dinamiklerini bozmayacak seviyede tutmasını önemsiyorum. Zira geçmiş deneyimlerimiz irrasyonel rekabete giren bankaların yine bu rekabetten uzun vadede en çok zarar aldığını gösteriyor.
Banka bilançoları içerisinde kredilerin payının artacağını, devlet tahvillerinin payının ise göreceli olarak azalacağını düşünüyorum. Bunda kamunun borçlanma ihtiyacında yaşanmakta olan azalmanın yanısıra artan faiz marjları ertesinde sistemin kredilere ağırlık vermek suretiyle kâr marjını korumak istemesinin de etkisi olabilir. Sonuç itibariyle Türkiye'nin finansal piyasalarının derinleşmesi anlamında daha çok gidecek yolu var. 2011 yılında faiz oranlarında büyük düşüş beklemiyorum. Hazine bonolarından kârın azaldığı, faiz marjlarının artan rekabetle hızla daraldığı bir ortamda sektör kârlılığında düşüş olası görünüyor."

Faiz şoku sektörü olumsuz etkiler

ING Bank CEO'su Wilfred Nagel:
"Türkiye'de bankacılık sektörü vade uyumsuzluğu nedeniyle en belirgin olarak faiz riski taşıyor. Her ne kadar bu yönde bir beklentimiz olmasa da yurt içinde veya dışında yaşanacak gelişmelere bağlı bir faiz şoku sektörü olumsuz etkileyecek. Ancak Merkez Bankası'nın son Finansal İstikrar Raporu'nda vurguladığı üzere sektörün mevcut özkaynakları, kur, eurobond getirileri, faiz, sorunlu kredilerdeki eş anlı ve azami şokları dahi karşılayacak düzeyde. Dolayısıyla Basel II'e uyum kapasitesi de dahil olmak üzere sistemin sağlamlığı önümüzdeki yıllarda da ülkeyi pozitif olarak ayrıştırmaya devam edebilir.

Kredinin yanında başka ürünler satmak lazım

Halkbank Genel Müdürü Hüseyin Aydın:
"Faiz indirimleri ve rekabet nedeniyle marjlardaki daralma gayet doğal ve beklenen bir gelişme ve hatta finansal hizmet ve ürünlere ulaşma maliyetlerini azalttığı için toplum faydasına olan bir gelişme. Önümüzdeki dönemde menkul kıymet faizlerindeki düşüş buradan gelen kârın daha da azalmasına neden olacak. 2011 yılı bütçesinde borç çevirme oranının yüzde 88 olarak açıklanması bu düşüncemizi destekliyor. Önümüzdeki dönemde sektörün, marjlardaki daralmanın negatif etkilerini giderebilmesi veya azaltabilmesi için bilanço büyüklüklerinden ziyade etkin maliyet yönetimi ve verimliliğe odaklanması gerektiğini düşünüyoruz. Çapraz satış da odaklanılması gereken noktalar arasında yer alıyor. Kredinin yanında başka ürünler satmak gerekiyor. Bankalar aktif tarafında olduğu gibi pasif tarafında da ürün ve hizmetlerini çeşitlendirmeli, kalitesini artırmalı."


KOBİ ve tüketici kredilerinde rekabet daha şiddetli olacak

Denizbank Genel Müdür Hakan Ateş:
"2011'de sektörün aktifleri yüzde 15 büyürken kredileri yüzde 21 civarında büyüyebilecek. KOBİ ve tüketici kredilerinin krediler içindeki payı artmaya devam edecek. Tüketici kredilerinin motoru da konut ve ihtiyaç kredileri olacak. Kamu bankaları daha fazla oyuna girecek ve tüketici ve KOBİ kredilerinde rekabet daha şiddetli olacak. Bankalar da bunu bazı segmentlerde mecburen daha fazla risk alıp müşterilere özel ürünler geliştirerek ve müşteri bağımlılığı yaratarak aşmaya çalışacak. Rekabette öne çıkabilmek ve müşteriye daha kolay ulaşabilmek için şube ve ATM ağlarını büyütecek. Alternatif dağıtım kanallarını daha fazla kullanarak maliyetlerini düşürecek. Kurumsal tarafta özellikle büyük proje finansmanlarında rekabetin arttığını göreceğiz. Düşen marjlarda hacimlere yüklenilecek. Hacimlerdeki artışın yeterli olmadığı durumlarda maliyet yönetimi devreye girecek."

Banka mevduatı 2011'de yüzde 20 oranında büyür

Garanti Bankası Ergun Özen:
"2010 yılındaki kredi talebinin, 2011 yılında da süreceğini düşünüyorum. Mevduat bankalarının kredilerde yüzde 25'e, toplam mevduatta ise yüzde 20'ye yakın büyüme göstereceğini öngörüyorum. Risk yönetimini doğru yapmak ve riskleri doğru fiyatlamak, büyümeyi gerçekleştirirken azami önem vermeye devam edilecek konular olmalı. Merkez Bankası son açıklamalarında, finansal istikrara yönelik en önemli makro riski cari açık büyümesi olarak gördüğünü belirtiyor ve cari açığın kontrol altına alınmasına yönelik önlemler almaya çalışıyor. Merkez Bankası politikalarının başarılı olması ve bu yöntemlerle cari açığın kontrol altına alınması, bankaların bu politikalara Merkez Bankası'nın beklediği şekilde tepki verip vermemesine bağlı. Bankalar, artan maliyetleri karşısında kredi faizlerini artırarak kredi hacmini sınırlandırırsa, Merkez Bankası amacına ulaşmış olup ek önlem almaya ihtiyaç duymayabilir. Ancak bankalar kâr marjlarından fedakârlık ederek Merkez Bankası'nın beklediği tepkiyi vermezse, Merkez Bankası daha ileri adımlar atmak zorunda kalacak."

Sektör kredileri yüzde 20 oranında artacak

Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt:
"2011 yılında sektör kredilerinde yüzde 20 seviyelerinde artışlar bekliyoruz. Türkiye'nin borçluluğunun nispeten az olduğu göz önüne alındığında bu boyutlardaki bir kredi büyümesinin aşırı ısınmaya yol açması beklenmemeli. Önümüzdeki sene içerisinde, istikrarlı bir görünüm sürdüğü sürece, ülke notunun 'yatırım yapılabilir seviye' ye getirilmesini bekliyoruz. Bu gerçekleştiği takdirde bankaların yurtdışından daha uzun vadeli borçlanabilmeleri, kredilerde vadelerin uzamasını destekleyerek ekonomik büyümeye ivme kazandıracak. Bu da bankacılık sisteminin gelişmesine, derinleşmesine ivme kazandıracak. Bunun yanında faizlerde alt sınırlara gelinmesi ile 2011 yılında bankacılık sektörünün karlılık hızında bir yavaşlama gözlemlenebilir. Ancak düşük faiz oranları büyümeye, bankacılık sisteminin derinleşmesine de büyük destek sağlıyor."
AYFER ARSLAN

28 Aralık 2010 Salı

ANADOLU İNSANI KADIN YÖNETİCİYİ SEVİYOR

Türkiye'de makro ekonomik görünümün geleceğe yönelik umut verici olduğuna inanan Hollanda merkezli ING Bank, büyüme stratejesinde lokomotif görevini KOBİ bankacılığına devretti. KOBİ Bankacılığı'nın dümeni ise 18 yıllık bankacı Yaprak Soykan'a emanet. Türk bankacılık sektöründe KOBİ ve Ticari Bankacılıktan Sorumlu tek kadın genel müdür yardımcısı olan Soykan, görevi nedeniyle Anadolu'da hemen hemen bütün illeri gezmiş.
“Anadolu insanı kadın yöneticiyi seviyorî diyen Soykan, “Anadolu insanının inanılmaz bir öngörüsü ve zekası var. ABD, Avrupa'da şirketlerin dev Ar-Ge ekipleriyle gerçekleştirdiği yatırımları Anadolu'daki şirketler küçük ekiplerle başarıyorî tezini savunuyor. Anadolu'yu gezmenin en keyifli yanının müşterilerle yöresel lezzetleri tatmak olduğunu dile getiren Soykan, gurme gibi hangi şehirde nerede yemek yiyeceği konusunda da uzmanlaşmış. En lezzetli yemeğin en salaş yerlerde yeneceğini söyleyen Soykan, “Kayseri'de mantı, Gaziantep'te İmam Çağdaş, Bursa'da İskender kebap favorimî diyor.
Geçtiğimiz aylarda Anadolu'daki küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik 'Biz Bize Sohbetler'i başlatan ING Bank KOBİ ve Ticari Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Yaprak Soykan ile hem KOBİ bankacılığındaki hedeflerini, hem de bugüne kadar gezdiği illerdeki izlenimlerini konuştuk.

-ING Bank olarak 2010 yılında KOBİ'lere ne kadar kaynak aktardınız?
2010 yılında yüzde 25 civarında bir büyüme gerçekleştirdik. Toplam kredilerdeki büyüme ortalamasının üzerinde bir büyüme oranını yakaladık. Bu yılı KOBİ ve ticari bankacılık segmente 12 milyar lira kaynak aktarmış olarak tamamlayacağız.

- Hangi sektörlerde kredi kullanma iştahı daha fazla?
Sektörleri net olarak ayırmak mümkün değil. Sezonsal olarak her dönem biri öne çıkıyor. Turizm döneminde turizm kredilerimiz artıyor. Gıda sektöründe kış döneminde kredilerimiz büyüyor. Bu yıl taahhüt sektörü çok hızlı büyüdü. Tekstil sektöründe çok önemli bir büyüme yaşandı. İhracatçı müşterilerimizde önemli bir büyümemiz oldu. Turizmde atağa kalktık.

KOMANDO EKİBİ KURDUK
-Kriz dönemide size işletmelerden ne gibi talepler geldi?
Aslında biz büyük krizi 2009 yılında yaşadık. KOBİ segmenti sermayenin az kuvvetli olduğu bir grup. Onların krize dayanıklılğı diğerlerine göre daha az. Biz dedik ki, 'Kriz geldiğinde hızlı bir frene basma politikası izlemeyelim.' İsmini 'Çare' koyduğumuz bir inisiyatif başlattık. Aslında bir komando ekibi kurduk. Ve 5 bine yakın müşterimizin kapısını çaldık. Kimi müşteri ödemelerinde erteleme, kimisi vadeyi uzatmak istedi. Kimisi ise kredisini kapatmak ve yoluna kredisiz devam etmek istedi. Herkesten farklı talepler geldi. Taleplerine uygun çözümler geliştirdik. Biz belki de sektörde bir ilki yapıp terzi usulü herkesin tek tek ihtiyacına göre bir iş yaptık. Bu bizim esnekliğimizle çok alakalı. Esnek ve değişen şartlara çok çabuk ayak uydurabilen bir bankayız. Toplam bankacılık sektörü o dönemde kredilerde küçülürken biz pazar payımızı artırdık.

KOBİ'LER BÜYÜMEDE LOKOMOTİF
-2011 yılında KOBİ'lere yönelik neler yapacaksınız?
2010 yılında aslında çok agresif bir hedef belirledik. ING Grubu Türkiye'yi yatırım yapmak istediği ülkelerden biri olarak belirledi. Bu aslında çok doğal bir sonuç. Makro ekonomik görünümüz hiç olmadığı kadar heyecan verici ve ileriye dönük umut verici gözüküyor. Türkiye ciddi bir büyüme ülkesi. Büyümenin bu yıl yüzde 8.5 civarında olmasını bekliyoruz. Bütün yatırımcılar Türkiye'yi yatırım yapılabilecek ülkelerin en önemlilerinden biri olarak sayıyor. Bizi Brezilya ve Çin ile karşılaştırıyor. Çin dünyanın en büyük 3. ekonomisi, Brezilya dünyanın en büyük 8. ekonomisi. Bu aslında bize önümüze bir hedef çiziyor. Tabii ki bunun sonucu olarak ING Grubu da Türkiye'ye yatırımlarını artırarak devam ettirme kararı aldı. KOBİ bankacılığı olarak bu büyümede lokomotif görevini üstlendik. Sektör yüzde 12 büyüyecek biz bunun üzerinde yüzde 21 civarında bir büyüme hedefi koyduk önümüze. Bu sene KOBİ stratejimizin önemli bir kısmını Anadolu ile eşleştirdik. Onların gücüne güç katmak onların gücünden güç almak gibi bir niyetimiz var. Onun için biz bize sohbetleri Anadolu illeri ile başlattık. Anadolu kaplanlarını Anadolu aslanlarına çevirme gibi iddialı bir hedefimiz var.

İlişki, hızlı hizmet ve fiyat KOBİ'leri ING'ye çekecek
-Bütün bankalar KOBİ'lere odaklanmış durumda. Sizin diğerlerinden farkınız ne, neden KOBİ'ler size gelsin?
Doğru, sektörde tatlı bir rekabet var. KOBİ'lerin ING'ye gelmesi için size üç sebep sayabilirim. Birincisi; ilişki. Müşterinizle iyi ilişki kurduğunuz zaman başarılı olursunuz. İkincisi; hızlı hizmet. Üçüncüsü; fiyat. İlişkinin önemi kalıcı olması. Biz müşterilerimizle uzun süreli ilişki kurmak isteriz. Aslanlar gibi bir ekibimiz var. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok! İyi ilişki kurabilen, iyi hizmet veren bankalar bu alanda başarılı olacak.

Anadolu insanı kadın yöneticiyi seviyor
-Sektörde KOBİ bankacılığından sorumlu tek kadın yönetici sizsiniz. Meslek hayatınızda bunun getirdiği zorluklar oldu mu?
18 yıllık bankacıyım. Son 10 yıldır da sektörde çeşitli kademelerde yöneticilik yapıyorum. Bir bayan olarak Anadolu'da gezmeye çok alışkınım. Hep keyifle yaptığım bir iş oldu. Anadolu insanı her zaman bir kadın yöneticiyi çok büyük zarafetle ve saygıyla karşılıyor. Ben artık insanımızın, yöneticilerin kadın olmasından keyif aldığını düşünüyorum. İyi bir ekip olunca başarı kaçınılmaz oluyor. Kadın olarak bu sektörde tek olmaktan keyif alıyorum.

En salaş yerde yemek yemeyi tercih ediyorum
-Anadolu'da bugüne kadar kaç ili dolaştınız?
Hemen hemen bütün Anadolu illerini dolaştım.

-Yaşadığınız ilginç anekdotlar var mı?
Anadolu'da gezmenin şöyle bir keyfi var. Her gittiğiniz yerde ayrı bir mutfak var. Türkiye o anlamda o kadar zengin ki, bizim en büyük zevkimiz her gittiğimiz yerde müşterilerimiz ile yemek yemek. Öyle zamanlarda ilk kez gittiğim yerlerde bir bayan geliyorsa biraz daha süslü bir yere gidelim diye bir çaba olur. Ama tam tersine salaş yerlerde en güzel yemeği yersiniz. Şimdi artık arkadaşlar en iyi lezzet için en salaş yeri seçmeye çalışıyor. Şimdi artık Anadolu'da en iyi yemeğin nerede yiyeceğine çok hakimim.

-En çok hangi yörenin yemeklerini seviyorsunuz?
Ben tatlıya çok düşkünüm. Antep'te İmam Çağdaş'ı hiç atlamam. Kayseri'de mantı, Bursa'da İskender yemeden çıkmam.

-Peki bu kadar zayıf kalmayı nasıl başarıyorsunuz?
Çok spor yapıyorum ve koşturuyorum. Haftada en az üç günümü spora ayırıyorum.

Antep, Kayseri'nin farklı bir enerjisi var
-Girişimcilik ruhu ile sizi en çok etkileyen il hangisi oldu?
Antep'in inanılmaz bir enerjisi var. Anteplilerin bir marka olması tesadüf değil. Keza Kayseri'nin farklı bir enerjisi var. Bizim Anadolu insanımızın gerçekten inanılmaz bir öngörüsü, zekası var. Dolayısıyla her gittiğimiz ilde bunun farklı bir versiyonu ile karşılaşıyoruz. Hele yabancı bir yönetici ile gezdiğinizde Türk olarak acayip gurur duyuyorsunuz. Konya'da inanılmaz bir potansiyel var. Maraş tekstilde çok iyi. Bursa inanılmaz bir şehir. Eskişehir artık İstanbul'a yaklaştı.

Kredi faizlerinde hızlı bir artış olmaz
-Kredi faizlerinde gelecek yıl nasıl bir seyir bekliyorsunuz?
Kalıcı düşük faiz ortamı devam edecek. Yıl ortasından itibaren Merkez Bankası (MB) ufak ufak faiz artışına başlayabilir. Ekonomik büyümede bir yavaşlama öngördüğümüz için bankacılıkta rekabetin artmasını bekliyoruz. Rekabetin arttığı bir yıl olacağı için kredi faizlerine yansıma birebir olur mu? Tamamen piyasa gelişmelerine bağlı olacak. Gelecek yıl kriz ortamı öngörmedğimiz için çok hızlı bir faiz artışı beklemiyoruz.

İnşaat, enerji, tekstil sektörleri öne çıkacak

-2011 yılında hangi sektörler öne çıkacak?
Türkiye gelişmekte olan bir ülke olduğu için inşaat hiçbir zaman durmayan bir sektör olacak. Türkiye her zaman yatırıma devam edecek. Hem konut alımları hem altyapı yatırımları devam ediyor. Hızlı gelişen ve büyüyen bir nüfusumuz var. Enerji yatırımları artacak. Enerji yatırımları ekonomide önemli bir yer tutacak. Tekstil büyümesine devam edecek. İhracatta Uzak Doğu'nun yüksek maliyetleri Türkiye'nin bu alandaki şansını artıyor. Turizm geçen sene çok iyiydi. Gelecek yılda iyi devam etmesi bekleniyor..

Yeğenim Leyla stres topum!
-Bu kadar koşturmaca arasında boş vakit bulduğunuzda neler yapıyorsunuz?
Evde eşinin az gelmesinden şikayetçi bir eş var! Allahtan o da eski bir bankacı. Birbirimizi anlayabiliyoruz. Boş vakitlerimde birlikte seyahat ediyoruz. Spor yapıyorum, kitap okuyorum. Bir de dünya güzeli bir yeğenim var. Hayatta en büyük keyfin ne derseniz, 2 yaşındaki dünya güzeli yeğenim Leyla! Hafta sonları onunla daha fazla vakit geçirebilmek için sabah 06.00'de kalkıp beraber kahvaltı yapıyoruz. Benim stres topum! İki şarkı söylüyor. 'Aşkım' diyor. Ben daha o dakika bitiyorum! 'Teyze, anne yarısıdır' denir. Ben vakit bulamadğım içim bugüne kadar bebek sahibi olamadım. Böylesi bana çok rahat geldi. Her sorumluluğu annesinde, en keyifli anları benimle geçiriyor.
Ayfer ARSLAN

BANKALAR 2011'DE 10 BİN KİŞİYİ İŞE ALACAK

Küresel krizi hasar almadan atlatan Türk bankacılık sektörü 2010 yılını kapatmak üzere. Bol likiditesi, yüksek karlılığı ve sağlam mali yapısıyla yabancı bankaları kıskandıran Türk bankalarını 2011'de ise daha zorlu bir yıl bekliyor. Düşen faizler ve artan zorunlu karşılık oranlarıyla birlikte marjların giderek daralması sektörü çetin bir rekabetle karşı karşıya bırakacak.
AKŞAM Ekonomi olarak Türk bankacılık sektörünün önde gelen bankalarının CEO'larına 2011 yılı beklentilerini ve büyüme stratejilerini sorduk. Marjların daralması sonucu rekabet hangi alanlarda yoğunlaşacak? Banka bilançolarında aktif, kredi, mevduat büyüme beklentileri nedir? 2011 yılında kaç şube açıp ne kadar personel alınması planlanıyor? Yurtdışında büyüme planları var mı? Banka genel müdürlerinin hem sektör hem ekonomiye ilişkin kaygıları neler? Enflasyon, büyüme hızı, dolar, euro ne olacak?
Banka CEO'larının ortak görüşü gelecek yıl karlılık düşecek. Aktifler yüzde 10-15, krediler yüzde 20-25 oranında büyüyecek. Düşen marjlar nedeniyle hacimsel büyümeye ağırlık verilecek. Şubeleşme yine sektörün öncelikleri arasında. 2010 yılı ilk 9 ayında 23 banka 320 şube açıp 5 bin 105 kişiyi işe alırken, 2011 yılında sadece 12 bankanın yeni personel hedefi 10 bini buluyor.

Akbank 1000 yeni personel alacak
Akbank 2011 yılında önceliği Türkiye'deki organik büyüme fırsatlarına verecek. Gelecek yıl 50 civarında şube açmayı ve 1000 elemanı işe almayı planladıklarını açıklayan Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt, Akbank bankacılık anlayışını ve faaliyetlerini Türkiye dışına taşımayı da hedeflediklerini dile getirdi. Akkurt; "Bankamız 2009 yılının sonuna kadar yurtdışı faaliyetlerini Hollanda ve Almanya'da faaliyet gösteren iştirakleri (Akbank N.V. ve Akbank AG) ve Malta şubesi ile sürdürüyordu. Aralık 2009'da bankamızın Dubai Ofisi olan Akbank Dubai Limited'i hizmete sokarak yurtdışı faaliyetlerimizi artırdık. Dubai Ofisi özellikle Körfez Bölgesi, Kuzey Afrika ve Asya'yı da kapsayan geniş bir coğrafyada yatırımcı ve müşterilerimize yönelik fırsatların ve işbirliği alanlarının yaratılmasına katkı sağlıyor. Akbank olarak her zaman olduğu gibi müşterilerimize ve paydaşlarımıza değer yaratmaya yönelik uygun fırsatları titizlikle değerlendirmeye devam ediyoruz "dedi.

Yapı Kredi her yıl 50-60 şube açacak

Yapı Kredi Genel Müdürü Faik Açıkalın, 2007'de başlamış olan organik büyüme sürecini devam ettirmeyi ve pazarda büyüme fırsatlarını değerlendirmeyi hedeflediklerini ifade etti. Orta ve uzun vadede sektörün üzerinde sürdürülebilir büyüme elde etmek için şube ağını genişletme stratejisini sürdüreceklerini anlatan Açıkalın, "Önümüzdeki beş yıllık dönemde her yıl yaklaşık 50-60 şube açmayı amaçlıyoruz. Büyük il merkezleri ile Anadolu'daki gelişmekte olan il ve ilçelerde de şube açılışlarımızı sürdüreceğiz" dedi. Açıkalın, yurtdışındaki büyüme planlarına ilişkin ise şu anda Yapı Kredi Moskova'nın ve Yapı Kredi Azerbaycan ile var oldukları dış pazarlardaki konumlarını güçlendirmeyi hedeflediklerini aktardı.

Garanti 2012 yılında çevre ülkelere açılacak
Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen de 2011 yılında en az 50 şube daha açarak, 900 şubenin üzerine çıkmayı hedeflediklerini vurgulayarak, "Birkaç yıl içerisinde de 1.000 şube hedefine ulaşıp, tüm Türkiye'yi kapsayacağız. Bu da yeni pazarlara ulaşmak ve bu sayede rekabette her alanda söz sahibi olarak daha fazla büyümek anlamına gelecek" dedi. Özen, yurtdışında ise önceliği Romanya'ya vereceklerini aktardı. Özen, "Garanti Bankası olarak yurtdışı genişleme faaliyetlerimizde önceliğimiz, Romanya'daki gibi lisanslı bir banka çatısı altında faaliyetlerimizi organik olarak geliştirmek yönündü. Önümzüzdeki dönem Romanya'daki faaliyetlerimizi daha da geliştirmeyi planlıyoruz. 2012 yılı gibi çevre ülkelerde bir banka alımı düşünebiliriz. Herhangi bir ülke ismi vermek için çok erken" diye konuştu.

2011 yılında 1200 şubeyi geçeriz
Türkiye İş Bankası olarak son iki yılda 3 bin 500 kişiyi işe aldıklarını hatırlatan Türkiye İş Bankası Genel Müdür Ersin Özince, "Şubeleşme açısından ise olağanüstü nedenler ortaya çıkmazsa her hafta en az bir şube açmaya devam edeceğiz. Bu hesaba göre bizim 2011 yılında 1.200 şubeyi geçmemiz gerekir. Şu anda 1.133'lerdeyiz. Dış teşkilatta da Rusya ve Irak'ta bilfiil bankacılık, mevcutların yanı sıra Suriye'de belki Ortadoğu'da bir iki yerde daha, belki Lübnan olabilir. Irak'ta 2 şube için başvurduk, onların neticesini alır almaz iki tane şube için daha niyetimiz var. Öyle anlaşılıyor ki bizim Rusya'dan sonra en çabuk şube teşkilatıyla yürüyeceğimiz ülke Irak olacak. Biz hangileri daha çabuk gündeme gelirse onları değerlendiriyoruz. Bir telaş içinde de değiliz" diye konuştu.

Vakıfbank şartlar uygun olursa 1000 kişi alacak
Vakıfbank Süleyman Kalkan, 2010 yılı içinde banka olarak şube sayısını 550'den 633'e çıkardıklarını, 2011 yılında da şube sayısını artırmaya çalışacaklarını ifade etti. 2010 yılı içinde 900'den fazla personel alımı yaptıklarına da değinen Kalkan, "Şu anda 11 bin 95 çalışanımız var. 2011 yılında da şartlar uygun olursa 600 ila 1000 arası personel alımı yapmayı planlıyoruz" dedi. Yurtdışında büyüme planlarını da aktaran Süleyman Kalkan, rotayı şöyle çizdi: "Kuzey Irak (Erbil) ve Suriye'yi gündeme aldık. Kuzey Irak'ta şube açma çalışmalarımız devam ediyor. Suriye'ye şimdilik temsilcilik şeklinde gitmek istiyoruz. Çünkü Suriye'de banka kurmak için 200 milyon dolar sermaye gerekiyor. Türkiye'de 1 milyon doları geçmeyen maliyetle açtığımız bir şube 1 yılda kâra geçebiliyor. Tam kestiremediğimiz bir pazara 200 milyon dolarla gitmemiz doğru olmaz. Suriye, bu kuralı yumuşatmak için hazırlık yapıyor. Değişiklik olursa, ortak banka kurmayı düşünebiliriz."

Şekerbank: Deneyimli bankacılar aranıyor
Yurtiçinde şubeleşme planları hakkında şimdilik bilgi vermeyen Halkbank Genel Müdürü Hüseyin Aydın, yakın coğrafyada etkin bir bölge bankası olmayı planladıklarını ve önceliği Balkanlar'a verdiklerini söyledi. Şekerbank Genel Müdürü Meriç Uluşahin ise 2011 yılı büyüme stratejilerini şöyle aktardı: "Anadolu Bankacılığı misyonumuz gereği bankacılık hizmetlerinden yeterince yararlanmayan bölgelerde 20 şube açıp 150 civarında pesonel alacağız. Sektördeki büyümeye paralel deneyimli bankacılara ihtiyaç artıyor. Özellikle küçük işletmelere, tarım ve KOBİ bankacılığında müşteri ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilen kadroların önemi artacak."

Deniz, çalışan sayısını 10 bin 800'e çıkaracak
Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş, 2011 yılında 80 şube açmayı hedeflediklerini belirterek yeni şubelerden 30 tanesinin tarım ağırlıklı şubeler olacağını ifade etti. Ateş, "Bugün itibarıyla yaklaşık 9 bin 500 çalışanımız var. 2011'de çalışan sayımızı 10 bin 800'e çıkarmayı planlıyoruz" dedi. Denizbank'ın yurtdışı büyüme planlarını da aktaran Ateş, şunları söyledi: "Rusya ve Avusturya'da belirli bir büyüklüğe ulaşmış hali hazırda iki adet bankamız var. Bu bankalar da çevre ülkelerde şube ağlarını büyütüyor. Bunun yanında Denizbank olarak Türkiye'nin yakın coğrafyasında Denizbank'ın gelişmesine artı değer yaratabilecek satın alım fırsatlarını değerlendiriyoruz."

2011'de hangi banka kaç personel alacak?

---------------------------------------------------
Banka adı Yeni Personel
-------------- -------------- --------------------
Abank 210
Akbank 1000
A&T Bank 40
Denizbank 1300
Eurobank Tekfen 43
Finansbank 850
Garanti 1000
İş Bankası 1000
Ziraat Bankası 2500
Yapı Kredi 900
Vakıfbank 1000
T Bank 150
TOPLAM ALINACAK YENİ PERSONEL 9993
Ayfer ARSLAN-AKŞAM

20 Aralık 2010 Pazartesi

SİYASET PİYASANIN UMURUNDA DEĞİL

Yatırım bankacılığı alanında hizmet veren ve 10 milyar dolarlık fonu yöneten İş Yatırım Menkul Değerler A.Ş. Genel Müdürü İlhami Koç, varlık yönetimi şirketi kurmak için BDDK'ya başvurduklarını açıkladı. Bankaların ve alacaklarını tahsil edemeyen şirketlerin alacaklarını satın alıp bunun tahsilatını yapacaklarını belirten Koç, "Getiriler düştükçe yeni yatırım arayışları oluyor. Dünyada bu olay çok yaygın. Türkiye'de ise bu işi yapan 4-5 şirket var. Böylece bankalar ve şirketler tahsilatla uğraşmıyor. Ayrı bir ekip çalıştırmıyor" dedi.
Yurtdışında da büyüme planlarını olduğunu anlatan Koç, Kazakistan ve Londra'dan sonra Dubai'de ofis kurma çalışmalarının sonuçlanmak üzere olduğunu vurgulayarak, "Bu bölgeye yönelik faizsiz ürünler çıkarabiliriz" dedi.

YATIRIMCI ARTIK TEDİRGİN DEĞİL
Yabancı yatırımcının Türkiye'ye olan ilgisine de değinen İlhami Koç, Türkiye'nin büyüme hikayesinin yabancıyı çeken en önemli etken olduğuna işaret ederek şu yorumu yaptı: "Eskiden bir sürü şey konuşulurdu. Bunların çoğu çözüldü. Artık Türkiye şundan dolayı problemlidir diyebileceğimiz bir şey yok. Vergi, bürokrasi sorunları çözüldü. Yani yabancı yatırımcı Türkiye'ye artık çok rahat gelebiliyor. Türkiye'de eskiden siyaset piyasaların seyrinde önemli bir faktör olarak dikkate alınır ve değerlendirilirdi. Fakat çok uzun süredir siyaset dikkate alınmıyor. Bir takım tahminlerde bulunduğumuzda ya hiç dikkate almıyoruz, ya da çok az dikkate alıyoruz."
İş Yatırım Genel Müdürü İlhami Koç, sorularımızı şöyle yanıtladı:

TL'Yİ DAHA AZ ŞİDDETLE ÖNERİYORUZ
-Gelecek yıl Türkiye ekonomisi açısından risk gördüğünüz unsurlar var mı?
Kendi iç hikayesi olan ülkeler krizden az etkilendi ve farklılaştı. Türkiye de yüksek büyüme oranları ile kendi bölgesinde çok öne çıktı. Fakat madolyonun öbür tarafında cari açığımız temel problem. Önümüzdeki dönem bu açıdan biraz daha kırılgan olabilir diye düşünüyorum. Bir yandan Merkez Bankası faizleri daha da indirebileceğini söylüyor. Bir yandan mevduat munzam karşılıkları yukarı doğru çekiliyor. TL'nin daha fazla değer kazanmaması gerekir. Biz yatırımcılarımıza 2002 yılından bu yana TL'de kalmalarını öneriyoruz. 2011 yılında da bunu öneriyoruz. Ama daha az şiddetle öneriyoruz. Çünkü TL uzun yıllardır böyle. Krizde de güçlü yapısını korudu. Ve dikkat ederseniz birçok ülke dünyada krizi aşmanın yolu olarak paralarını devalüe etti.

CARRY TRADE İÇİN HALA FAİZLER CAZİP
-MB'nin yaptığı faiz indirimleri ekonomiyi nasıl etkileyecek?
Şu anda ekonomiler üzerinde enflasyon baskısı olmadığına göre faizler indirilebilir görünüyor. Fakat ekonomi çok ısınabilir. Düşük faiz ortamı insanları sürekli harcama yapmaya yöneltiyor. Harcamalar da cari açığın bir nedeni. Bu nedenle faizleri aşağı çekip öbür taraftan para piyasasının bir başka aracı olan munzam karşılıklarla oynayarak kredi maliyetlerini yukarda tutmaya çalışıyor. Bunun dışında çok farklı politikalar uygulanabilir mi? Hayır. Para politikası araçları belli. Biz hala yatırımcılar bize geldiği zaman faiz olarak tarihi en düşük faiz ortamı olduğundan bahsediyoruz onlar Türkiye'de faizin yüksek olduğundan bahsediyor. Yani bir anda hala TL faizlerinin bu kadar düşmesine rağmen carry trade dediğimiz işleme müsait. Öbür tarafta yüzde 1-1.5 civarında faizler var. Türkiye'de yüzde 7-7.5'larda.
Türkiye'de faizler yüksek, büyüme var. Dolayısıyla ben bu riski alırım diye geliyor yatırımcı.

-Faiz oranlarının aşağı çekilmesi tasarrufları azaltmaz mı?
Bence yanlış olan yüksek faiz ortamıydı. Şimdi doğru yöne doğru gidiyoruz. Yüksek faiz ortamında tasarruflar için iki tane seçenek vardı. Bir tanesi kısa vadeli kamu kağıtları. Risk almadan çok yüksek faiz alabiliyordunuz. Şimdi faizden geçinen çok büyük bir kesim yavaş yavaş yeni alternatif arayışına girdi. Örneğin; anapara garantili fonlar, özel sektör tahvilleri, varantlar diğer seçenekler. Yakında obsiyon piyasası açılacak. FX işlemleri gelecek. Serbest fonlar büyüyor. Para yatırım enstrümanları dünyasında farklı farklı dünyalara gitmeye başladı. Şu anda yaşadığımız süreç de o zaten.

Sıcak paranın tanımı iyi yapmak lazım
-MB'nin aldığı önlemler sıcak para girişini önler mi?
Burada tartışılan iki tane şey var: Para politikası araçları ve maliye politikaları. Sıcak paranın tanımını iyi yapmak lazım. Bunu nasıl ayrıştıracağız? Hisse senedi veya tahvil alan sıcak para mıdır? Privete equite yatırımları sıcak para mıdır? En basit tanımıyla faiz farkına gelen para 'sıcak para' dır. Ama siz hangisine vergi koyacaksınız? Kolay değil. Bence enflasyon ortaya çıkmayacaksa faizleri aşağı doğru çekmek daha kolay bir yöntem.

2011'de yabancı doğrudan yatırımı 16 milyar $'ı bulur
-2011'de yabancı doğrudan yatırımlar konusunda beklentiniz nedir?
Birleşme ve satın alma işlem hacminin özelleştirme projelerine bağlı olarak 2011 yılında 15-16 milyar dolara ulaşmasını öngörüyoruz. Dünyada yatırım arayan bir para var ve bir takım hikayeleri seviyor. Türkiye de büyüme nedeniyle cazip bir ülke. Bu nereye kadar devam ediyor? Türkiye kendisini gelişmiş ülkelerden büyüme ile ayrıştığı için geliyor. Biz büyümede ayrışamazsak eğer gelişmiş ülkelerle aynı orana inerse o zaman sorun başlar.

-Hangi sektörler yabancının ilgisini çekiyor?
Türkiye'nin özelliği hemen hemen her sektörde üretimin bulunuyor olması. Yurtdışından para girişi otomotiv, tekstil, sağlık her sektörde var. Ama büyük iş derseniz ağırlıklı kamunun özelleştirmelerinden gelen işler. Otoyolların işletmesi, enerji yatırımları, Milli Piyango özelliştirmesi..

Özel sektör tahvilleri ve hisseyi öneriyor
-Yatırımcılara 2011 yılında önerileriniz neler?
Bu süreç devam edecek. Faizden daha riskli ürünlere kayış devam edecek. Yeni ürünler piyasaya giriyor. Önemli olan her yatırımcının kendisini hangi riski tolere edeceğini bilip ona göre ürünlere kayması. Bu yüzden bir profesyonel destek almak belki en ideali. Özel sektör tahvilleri bir seçenek. Hisse senetleri bir başka seçenek. Portföylerin bir kısmında mutlaka özel sektör tahvili ve hisse senedi bulundurmalarında fayda var.

-Siz yatırımlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim yatırım fonlarımız var, parayı oraya bağlıyorum. TL'de tutuyorum. Öbür türlü onumu alayım bunu mu alayım diye düşünmüyorum. Öbür türlü beynimi bu konulara ayıracak olursam başka şeylerle ilgilenemem. Bu sadece benim için geçerli değil, bütün burada çalışanlar için geçerli. Herkes kendi parasına odaklanmasın, müşteri parasına odaklansın.

Evde de sürekli iş ortamı var
-Kriz sürecinde sizin de mesai saatleriniz artmıştır...
Zaten mesai saati diye bir şey kalmadı. Bir defa dış piyasalardan dolayı neredeyse 24 saat çalışıyoruz. Burada çift vardiyalı çalışıyoruz. Zaten bizim işimizin doğası gereği eve gittiğimiz zaman hanım normal dizi seyreder, biz başka kanallar seyrediyoruz. Eskiden iş işte bırakırdı. Artık mobil iletişim araçları sayesinde evde sürekli iş ortamı var.

-Boş zaman bulunca ne yapıyorsunuz?
Kitap okuyorum. Tarih kitaplarını tercih ederim.
Ayfer ARSLAN

13 Aralık 2010 Pazartesi

MEVDUATIN LÜKSÜ HİÇBİR YERDE YOK!

Mevduatta tek haneye inen faiz oranları yatırımcıları yeni arayışlara iterken, Denizbank Fon Yönetimi Grubu ve Özel Bankacılık Grubu Genel Müdür Yardımcısı Bora Böcügöz, riski sevmeyen yatırımcı için mevduatın hala cazip olduğunu düşünüyor. Mevduattaki düşük risk yüksek getiri avantajını başka ürünlerde bulmanın çok zor olduğunu dile getiren Böcügöz, hisse senetlerinde de hala önemli bir büyüme potansiyeli olduğu görüşünde.
Emtia ve tarım fonlarını da yatırım seçenekleri arasında sayan Böcügöz, mevduatın dışında alternatif ürünlerin de gelişmesinin gerektiğine işaret ederek 2011 yılında anapara koruma amaçlı fonlara ağırlık vereceklerini ve bu tip fonlardan 12 tane ihraç etmeyi planladıklarını açıkladı. AKŞAM’a hem global piyasalardaki gelişmeleri değerlendiren hem de yatırım araçlarının 2011 yılında nasıl bir seyir izleyeceğine ilişkin öngörülerini paylaşan Denizbank Fon Yönetimi Grubu ve Özel Bankacılık Grubu Genel Müdür Yardımcısı Bora Böcügöz, sorularımızı şöyle yanıtladı

-Global krizde bugün gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
2008 yılındaki krizden sonra bugün geldiğimiz noktada aslında krizden çıkıldı. Global rakamlara bakıldığı zaman tekrar büyüme trendine girildi. Çin, Hindistan, Brezilya, Türkiye, AB, Japonya, ABD bütün büyük ekonomilerde büyüme tekrar sağlandı. Ama bu büyüme biraz sorunlu bir büyüme. En önemli nedeni de bu büyüme işsizliği azaltamadı, fazla istihdam getiremedi. Özellikle gelişmiş ülkeler bu krizden çıkabilmek için çok çok büyük ölçüde ekonomilerine para akıttı ve bu belli ölçüde büyümeyi getirdi. Büyüme krizi bitti. Tekrar büyümeye dönüldü ama bundan sonrası için de bu büyümenin devam etmesine ilişkin tablo o kadar da parlak değil

DÜNYA EKONOMİSİ YAVAŞ BÜYÜYECEK
-Büyümenin sürdürülebilirliğine ilişkin endişelerinizin gerekçesi neler?
Çünkü bu büyüme dünyada kamu kaynaklarıyla sağlandı. Özellikle gelişmiş ülkelerde özel sektör ve tüketiciler buna eşlik edemedi. Bundan sonrası için kamunun bu desteği bu düzeyde vermesi artık çok mümkün değil. Bir kısmının bu desteği verecek gücü yok. Kamu borcunu çok yükseltmek istemiyorlar. Büyümeyi desteklemenin bir yolu da faizler. Faizi gevşek tutmak ve para politikaları. Ama faizler daha ne kadar düşecek? ABD'de sıfır, Avrupa'da 1, Japonya'da 0.50. Dolayısıyla zaten faizler yerlerde sürünüyor. Eğer büyümeye destek olduysa oldu şimdiye kadar bundan daha fazlası mümkün değil. Öyle baktığınız zaman; yine geriye kalan en önemli seçenek ABD'nin yaptığı gibi merkez bankalarını kullanmak yani para basmak gözüküyor. Özetle; dünya ekonomisi büyümeye devam edecek ama bu yavaş olacak. Ve istihdam yaratmakta çok zorlanacak. Devletlerin pek bütçe teşviği verme şansı da yok. Herkes bunun farkında. İkincisi özellikle gelişmiş ülkeler halkı tüketmekten çekinecek. Onun yerine biraz borçlarını azaltacak.

UZUN VADEDE ENFLASYON RİSKİ VAR
-FED'in piyasaya para pompalaması piyasaları nasıl etkileyecek?
FED piyasalara para pompalayınca tahvil ve varlık fiyatları yükselecek. Bütün merkez bankaları tahvilleri alıp para verecek. Bu da orta ve uzun vadede enflasyonu tetiklemeye başlayacak. Böyle bir risk var. Ekonomik ve finansal aktivite ve piyasaya verilen likiditenin bir kısmı gelişmekte olan ülkelere (Çin'e, Hindistan'a vs) kaymaya devam edecek.

YENİ TREND ‘CIVETS’ OLACAK
-Türkiye bu akımdan ne kadar pay alır?
Türkiye finansal anlamda çok şeffaf bir ülke. Orta Vadeli Planı, uyguladığı mali politikalar, bankacılık sisteminin güçlü ve sağlıklı yapısıyla Türkiye bu alanlarda çekici bir ülke konumunda. Sadece ekonomik ve finansal aktivite değil merkez bankalarının piyasalara enjekte ettiği likiditeden de gelişmekte olan ülkelere kaynak gidecek. Bu ülkeler kendi içinde gruplandırılmaya da başlandı. Örneğin CIVETS. Çok bilinen BRIC vardı. CIVETS de Kolombiya, Endonezya, Vietnam, Mısır, Türkiye, Güney Afrika'dan oluşuyor. Türkiye'ye yabancı ilgisi önümüzdeki dönemde devam edecek. En basitinden investment grade olma (ülke notunun yükselmesi) konusu var. Dünyada büyük fonlar, emeklilik fonları, sigorta fonlarının yasayla belirlenmiş kriterleri var. Bunların birçoğu investment grade (yatırım yapılabilir not derecesi) olmayan bir ülkeye yatırım yapamıyor. Türkiye investment grade olduğu takdirde potansiyel yatırımcıların sayısı artacak.

-Sıcak para girişine karşı önlem alınması gerektiğini savunanlar var. Sizin görüşünüz nedir?
Şüphesiz bu konunun üzerinde ciddiyetle durulmalı. Sıcak paranın kontrolsüz bir şekilde gelmesinin "döviz kuru", "cari açık" gibi hassas dengeler üzerindeki etkilerin akıllı bir şekilde yönetilmesine ihtiyaç var. Ama aynı zamanda bu hassas bir konu. Sonuç olarak Türkiye'nin büyümek için dış kaynağa ihtiyacı var. Alınabilecek önlemlerin sağlıklı dış kaynak girişini teşvik etmeye devam etmesi gerekiyor. En az işe yarayan en kısa vadeli fonlardan başlayarak onları teşvik etmemek gibi caydırıcı önlemler alınabilir. Fonların ülkede kalma süresiyle ilgili kısıtlama getiren ülkeler de var. Serbest piyasa demek piyasaların kontrolsüz bırakılması anlamına gelmiyor zaten.

Gelecek yıl 10 milyar dolar doğrudan yatırım gelebilir
-Türkiye ekonomisi bu yıl yakaladığı büyüme ivmesini sürdürebilecek mi?
Yapısal göstergeler iyi. Büyüme potansiyeli de yüksek. Büyümemiz bir miktar iç talebe dayalı bir hale geldi. İhracata dayalı bir büyüme değil. Bu yılı yüzde 7 civarında bir büyüme ile kapatacağız. Sanayi üretimi artıyor. Tabii bunun en büyük faktörü ciddi bir sermaye akışı var. 2010 ocak-ağustos ayında Türkiye'ye 39 milyar dolar girdi. Bunun sadece 4 milyar doları doğrunda yatırım. Geri kalanı portföy yatırımı. Gelecek yıl 10 milyar doların üzerinde doğrudan yatırım gelebilir. Bankacılık sektörü şu anda büyümenin itici güçlerinden biri olmuş durumda. Finansal gücü gösteren tüm göstergeler iyi durumda. Örneğin sermaye yeterlilik rasyosu Türkiye'de yüzde 19 ken Avrupa ortalaması yüzde 10'larda. Sermaye yeterliliğinin yüksek olması büyüme kapasitesini artırıyor. Bankalar daha çok kredi verebiliyor, daha çok şube açabiliyor. Sermayesiz ve karsız bunlar yapılamaz. 2009 sonu rakamlarıyla Türkiye'de toplanan mevduatın sadece 76 lirasını krediye dönüştürmüşüz. Avrupa'da ise 100 lira toplanan mevduata karşın 120 lira kredi vermişler. Likidite ve fonlama tabanı açısından baktığımız zaman Avrupa'da likidite çok daha kırılgan, Türkiye'de ise daha rahat. Alınan riskleri gösteren kaldıraç oranları da aynı şekilde. Avrupa'da aktifin sermayeye oranı yüzde 23 iken, bizde sadece sermayenin 7 katı aktif var. Dolayısıyla aktifi iki katı büyütsek bile hala gidecek çok yer var.

Piyasalar koalisyon istemez
-Türkiye ne zaman investment grade (yatırım yapılabilir) notu alabilir?
Seçim sonrasında Türkiye'nin investment grade notu alması bekleniyor. Tabi bütçe gerçekleşmelerine de bakacaklar. Investment grade olayı önemli bir adım olacak. Çünkü bu şekilde bir takım yeni yatırımcılar Türkiye'ye yatırım yapma iznini almış olacak.

-Genel seçimler piyasaları nasıl etkiler?
Piyasaların istemeyeceği yegane şey karar almanın zor olacağı bir koalisyon olur. Koalisyon dışında kim kazanırsa kazansın tek parti iktidarı olduğunda piyasaların buna olumsuz bir tepki vereceğini zannetmiyorum

2011 ikinci yarıda faizde 2 puanlık artış bekleniyor
-2011 yılında faizler nasıl bir seyir izler?
Faizler muhtemelen 2011 ortasına kadar yatay seyredecek, ikinci yarıda MB faizleri bir miktar yükselecek. Belki yurtdışı faizleri daha uzun süre düşük tutarsa bizde de faizler yükselmeyebilir veya beklenenden daha az yükselir.. Şimdi ikinci yarıda 200 baz puanlık bir artış bekleniyor ama belki bunun altında bile kalabilir. Enflasyon giderek (uzun vadede) bunun sonucunda sorun olmaya başlayacak. Tüketim devam ediyor, faizler düşük, yabancı yatırım geliyor. Bunların hepsi enflasyon çağrışımı yaptırıyor ama buna da yapacak pek fazla bir şey yok. Faizi yükselterek bununla mücadele etmeye çalışmak Türkiye için kötülük bile olabilir. Dünyada enflasyon sorun olmadığı müddetçe Türkiye'de de olmayacak gibi duruyor. Artı bu yıldan önümüzdeki yılı olumlu etkileyebilecek bir baz etkisi var. Gıda fiyatları beklentilerin üzerinde arttı. Ancak daha orta-uzun vadede enflasyon önemli bir sorun olacak.

Çin, Hindistan tükettikçe emtia fiyatları artacak
-Gelecek yıl emtia piyasalarına ilişkin beklentileriniz neler?
Çin'in büyümesi, Hindistan'ın büyümesi daha çok commodity (emtia piyasaları) tüketmesi anlamına gelecek. Mesela bazı yurtdışı analistler 2011 yılı bakır yılı olacak diyorlar. Bakır fiyatları hem yapısal nedenlerden dolayı hem de Çin'in fazla tüketiminden dolayı yükselebilir.

-Dolar kurundaki hareketlilik devam eder mi?
Eder. Euro / Dolarda beklentimiz iki para biriminin de kendi içinde ciddi problemleri olmasından ötürü geniş bir bant içinde dalgalı bir seyir. Gelişmelere göre dönem dönem biri öne geçecek, bir dönem diğeri. Euro-dolar paritesi 1.25 ile 1.40 arasında dalgalanabilir. Tersine belki iki para birimi de nispeten zayıf kalabilir. Bu aşamada biraz daha euronun güçlenmesi ihtimal dahilinde. Ama bu tahmin edilmesi en zor şeylerden biri

Denizbank 2011 yılında 12 tane fon ihraç edecek
-Denizbank olarak 2011'de hangi fonlara ağırlık vereceksiniz?
Yatırımcılara alternatif ürünler sunarken riski de kontrol altında tutan "anapara koruma amaçlı" fonlara ağırlık vereceğiz. Ocak ayında bir commodity fonu çıkaracağız. Bu tip fonlardan 2011'de toplam 12 tane ihraç yapmayı planlıyoruz. Emtia Fonu, BRIC endeksi belki daha sonra CIVETS olacak. Fonlarımız duruma göre yüzde 90 ile yüzde 100 arasında anapara korumalı olacak. Ayrıca dövizin yükselişine ya da düşüşüne oynayan fonlar ve aynı şekilde IMKB'nin yükseliş ve düşüşüne göre yüksek getiri verecek fonlarımız olacak. 2010 yılı içinde bu kapsamda örneğin tarım ürünlerine endeksli fonlar çıkardık. Oldukça önemli getiriler sağladı. 2011 de de fiyatların artması bekleniyor. Çünkü dünyada global ısınmadan ve diğer yapısal nedenlerden dolayı dolayı tarım üretimi baskı altında ve talep de giderek artıyor.

Döviz mevduatında aylık getiri yüksek
-Özel bankacılık müşterileri nereye yatırım yapıyor?
Türkiye'de her zaman tasarrufların önemli bir kısmı mevduatta kalıyor. Bunun çok basit bir nedeni var. Genellikle en kısa vadeye oldukça iyi bir getiri veriyor. Mevduattaki düşük risk yüksek getiri avantajını başka ürünlerde bulmak çok zor. Uzun vadeli trendleri görmekte zorlanan ya da beklentilerin yanlış çıkması riskini almak istemeyen yatırımcılar da tasarruflarının önemli bir kısmını mevduatta tutuyor. Bugün döviz faizleri dünyada yüzde 0.25- 1 civarındayken Türkiye'de 2.60-2.80 ler sözkonusu. TL'de de öyle. MB'nin faizi yüzde 7 iken mevduat faizleri yüzde 8-9 larda. Özellikle döviz tarafında bir ay gibi vadede çok iyi bir getiri var.

Hisse senetlerinde büyüme potansiyeli var, fon da cazip
-Yatırımcılara önerileriniz neler?
Türkiye'de beklenenin üzerindeki büyüme rakamları bütçe gelirlerini olumlu etkiledi. Dolayısıyla Hazine'nin borçlanma ihtiyacı da giderek azalacak gibi görünüyor. Böylece bono faizleri üzerinde bir baskı oluşmayacak. Bütün bunların sonucunda TL güçlü seyredecek. Ama MB üzerinde ihracat ve cari açık kaynaklı yoğun bir baskı var. TL'nin çok fazla güçlenmesi halinde de MB döviz alımlarını artıracak. Yurtdışı çalkantılar olduğunda TL bir miktar değer kaybedecek sonra tekrar kademeli olarak değer kazanacak diyebiliriz. Bu dönemde ben risk almak istemiyorum diyenler için aylık mevduat hem düşük riskli hem yüksek getirili. İnsanlar yine ağırlıklı mevduatta kalmaya devam edecek. Hisse senetleri yükseldi ama ülkenin büyümesine paralel hisse senetlerinde hala önemli bir büyüme potansiyeli var. Commodity ve tarım fonları iyi bir yatırım olabilir. Eurobondlar ise cazip değil.

Çocuklarla birlikte her aktivite keyif veriyor
-İşin dışında neler yapmaktan keyif alırsınız?
İyi bir yelken meraklısıyım, basketbol oynamak ve izlemekten (özellikle oğlumun oynadığı maçlar sözkonusu olduğunda) de çok keyif alırım. Cuma akşamları sinemada güzel bir film izlemek, cumartesi akşamları dostlarımızla birlikte keyifli bir akşam yemeği programı yapmak, Pazar günleri aile arasında yapılan mangal keyfi ve tabii ki çocuklarımızla birlikte yaptığımız her aktiviteden büyük keyif alıyorum
Ayfer ARSLAN-AKŞAM

7 Aralık 2010 Salı

AKP ÇİLLER'İN HATASINI YAPMADI PİYASA İLE KAPIŞMADI

Garanti Bankası’nda 1991 ile 2000 yılları arasında genel müdürlük yapan ve ‘Benden Sonra Devam’ kitabıyla sektördeki dönüşümü anlatan efsanevi bankacı Akın Öngör günümüz bankacılarının daha şanslı olduğuna inanıyor. 1990’lı yılları siyasi ve ekonomik çalkantıların olduğu, siyasetçilerin bankalara müdahale ettiği, kendi yandaşlarına imkanlar sağladığı bir dönem olarak değerlendiren Öngör, “2000’ler sonrası bizim ancak hayalimizde olan, istikrarlı ortamda mali disiplinin uygulandığı faizlerin ve enflasyonun düştüğü, bütün bankaların eşit denetlendiği, kimseye torpil geçilmediği bir ortam var ” diyor.
Garanti Bankası ile bugünkü ilişkisini ‘gönül bağı’ olarak nitelendiren Öngör, GE’nin Garanti Bankası’ndaki hisselerini İspanyol BBVA’ya satmasını ise “Bir koydu, 5 aldı. İspanyolların gelmesi de sektöre, ekonomik ve siyasi istikrara duyulan güveni gösteriyor” şeklinde yorumladı. Kitabında geleceğin liderine sürdürülebilir başarı için ipuçları da veren Öngör’ün günümüz liderlerine ilişkin değerlendirmeleri ise şöyle: “Tayip Erdoğan etkin bir lider ama sinirlerine hakim olamıyor. Cumhurbaşkanı Gül önemli bir lider. Deniz Baykal bir felaketti, iyi ki gitti. CHP’de şu anda pek çok eksiklikleri olan birisi var. Kendisi oy atamamış ama belki seçimlerde başkalarını oy atmaya yönlendirebilir. “
Bankacılığı bıraktıktan sonra Akhisar’da şarap üretimine başlayan ve halen Doğal Hayatı Koruma Vakfı Başkanlığını yürüten Akın Öngör, bankacılıktan ekonomiye, siyasetten çevreye kadar sorularımızı büyük bir içtenlikle yanıtladı.

TEPEDEN BAKAN BANKACILARDAN NEFRET EDERDİM
-55 yaşında mesleğinizin zirvesindeyken bankacılığı neden bıraktınız?
Birinci sebebi; başka yapmak istediğim pek çok şeye vakit ayırmak. Banka genel müdürü olarak çalıştığınız zaman sabahın çok erken saatinden gecenin ilerleyen saatine kadar hiç dur durak olmadan gazlayıp çalışıyorsunuz. Tatiller yok, bayramlar yok. Belki hafta sonunuz varsa bir gün var. 8-10 sene bu çok ağır bir yüktü. Ve çok da güzel geçti. Ancak benim hobilerim ve yapmak istediğim pek çok şey var. Onları yapmaya fırsat bulamadan yaşlanıp gidiyorduk. Ayrıldıktan sonra dalgıç oldum, önce Türkiye denizlerinde daldım. Bundan sonra Akdeniz’de daldım. Ondan sonra okyanuslarda daldım. Yelkenciyim Atlantik Okyanusu’unu, Pasifik Okyanus’unu geçtim. Bağcılıkla uğraşıyorum, şarap üretiyorum

-ODTÜ’den mezun olurken ‘Asla yapmayacağım iki meslek var: Bankacılık ve devlet memurluğu’ demişsiniz. Bu düşüncenizdan nasıl vazgeçtiniz?.
Evet ama bankacılığın kuralları değişti. 1967 mezunuyum. O dönemde Türkiye’de faizler, kurlar Merkez Bankası tarafından saptanıyordu. Herkes mevduat toplamaya çalışıyor. İkramiyeler, apartman daireleri veriyor. Öyle bir ortamda bankacılık sadece mevduat toplamaya yönelik bir iş olarak algılandığı için bankacıların herkese tepeden bakan tavırları vardı. Ben bundan nefret ederdim. Ben bankacı olmayacağım dedim. Fakat 1980’lerde Turgut Özal ile beraber Türk Parasını Koruma Kanunu, Kambiyo Rejimi hep değişti. Kurlar, faizler dış dünyaya açıldı. Dolayısıyla benim katiyen girmeyeceğim dediğim bankacılık elma ise armut oldu. Armutun peşinden gittik.

SİYASİ MÜDAHALE VE TORPİL KALKTI
-1990’lı yıllardaki bankacılık ile günümüz bankacılığı arasında gördüğünüz en belirgin farklılıklar neler?

1991 ile 2000 arasında genel müdürlük yaptım. Bizim dönemimiz çok çalkantılıydı. Şimdi çok daha stabil. 2000 yılına kadar olan dönem siyasi çalkantıların olduğu, koalisyon hükümeti, boykotlar, azınlık hükümetleri.. Siyasi istikrarın olmadığı bir ortam vardı. 2002’den sonra siyasi istikrar var. Aynı hükümet, aynı başbakan son 8 yıldır iş başında. Ben hiçböyle bir şey görmedim. O dönem çok yüksek enflasyonun olduğu bir dönemdi. Yüzde 80, yüzde 90 yıllık enflasyon, kredi faizleri yüzde 120-150. Yüzde 500’lere kadar çıkan kredi faizleri vardı. O ekonomik ortamda, çalkantıda bankacılık apayrı bir savaştı. 2002’lerden sonra enflasyon, faizler düştü. 2000’den önceki dönem bankacılık sektörüne müdahele ettiği, kendi istediği bankalara, bankacılara torpil geçtiği hatta bana sorarsanız çıkar sağladığı bir ortamdı. 2000’lerden sonra bu tamamen ortadan kalktı.. BDDK yoktu. Hazine Müsteşarlığı denetlemeye çalışırdı. Bağımsız değildi bakanlara bağlı çalışırdı. Krizden sonra BDDK çok etkin denetime girdi. Kurallar eşit oldu. 2000’lerden sonraki bankacılık bizim ancak hayalimizde olan, istikrarlı ortamda mali disiplinin uygulandığı faizlerin ve enflasyonun düştüğü, bütün bankaların eşit denetlendiği, kimseye torpil geçilmediği bir ortam var. İkisi arasında ak ile kara kadar fark var. Şimdiki bankacılar yüz defa daha şanslı. Oyunun kuralları belli.

-Garanti Bankası’ndaki son hisse satışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
GE iyi bir yatırım yaptı. Öyle bir yatırım yaptı ki 1 koydu 5 aldı. Sonra İspanyollara sattı. Bu da siyasi istikrar olarak Türkiye’ye olan güveni, ekonomi politikalarındaki disiplin ve uygulamanın devam edeceğini gösteriyor ki adam (BBVA) 6-7 milyar doları küt diye yatırıyor. Daha da önemlisi buradaki büyük ekonomik potansiyelin daha da gelişeceğine inanıyor. Düşünün ki bankanın değeri 27-28 milyar dolar. Bu değer yüksek derken adam buradan satın aldığına göre daha da yükseleceğini ümit ediyor. İyimser bir tablo, çok olumlu görüyorum.

BBVA, GARANTİ’DE CEO’YA MÜDAHELE EDERSE APTALLIK EDER
-Garanti Bankası’nın yüzde 90’ını yabancılar alsa ne derdiniz?
İstemezdim. Türk bankacılık sektörünün yüzde 80-90’ına yabancıların sahip olmasına kesin karşı çıkarım. Ama İspanyollar akıllı mı değil mi zaman içerisinde göreceğim. Eğer İspanyollar zaman içinde Garanti Bankası’nın yönetimine karışırlarsa akılsız oldukların anlayacağım. Karışmazlarsa sadece yönetim kurulunda izler, denetler gözetler yön verirlerse akıllı olduklarını anlayacağım. Yönetime, CEO’ya müdahale ederlerse çok büyük bir hata yaparlar. Garanti Bankası’nın çalışma kültürü Türkiye’nin genel çalışma kültüründen çok farklıdır. Sürekli değişime önderlik edebilecek şekilde hazırlamış, kendisini devamlı değiştiren, geliştiren bir çalışma kültürü Avrupa bankalarının çoğunda da yoktur. Buna müdahale edilirse yanlış yapılır.

AYHAN BEY AÇIK FİKİRLİYDİ, FERİT BEY DAHA CESUR
-Ayhan Şahenk ile Ferit Şahenk’i karşılaştırırsanız her ikisi de nasıl patrondu?
Ayhan bey müthiş bir insandı. İşadamları arasında çok seyrek gözüken bir takım nitelikleri vardı. Devamlı kötü bir şeyler olur iş hayatında. Patronlar pek kötü haber almayı sevmez. Kötü haberi getiren profesyonel yöneticiyi çoğunlukla zor durumda bırakırlar. Ayhan bey öyle değildi. Ayhan bey çok açık fikirliydi ve bunu çözmeye yönelik çaba gösterirdi. Çok cesurdu. Yeniliklere açık bir patrondu. Ferit bey de çok iyi bir patron. Başkanlığında 2001-2002’de yönetim kurulu toplantısı yaptık. Bankaları birleştirme kararı aldık. Ferit bey bu kararı büyük bir cesaretle aldı. O kararı Ayhan bey aynı cesaretle alır mıydı? Şüphem var. Ferit bey daha cesur davrandı. Osmanlı Bankası ile Körfezbank’ı birleştirdik

AKP, ÇİLLER’İN HATASINI YAPMADI PİYASA İLE KAPIŞMADI
-AKP hükümetinin ekonomi politikalarını başarılı buluyor musunuz?

1994 de Tansu Çiller hükümetinin yaptığı büyük hataları yapmadı. Piyasa ile kapışmadı. Ekonomi yönetimini çok başarılı buluyorum. Türkiye büyüyor, Türkiye’nin ihtiyacı olan yabancı sermaye Türkiye’ye geliyor. Tabii bu yurtdışındaki krizden önce doğrudan yatırım olarak daha çok geliyordu. Fakat yurtdışındaki finansal krizlerden sonra bizim çok arzu etmediğimiz şekilde portföy yatırımları geliyor. Fakat Türkiye’nin bu sermayeye ihtiyacı var. Bir kere mali disiplin uyguluyor. Türkiye’nin gayri safi milli hasılasına göre borcu, bütçe açığı gibi konular çok küçüldü. Avrupa ülkelerinden çok daha iyi. Eskiden rüyaydı bunları söylemek. Türk parasının gücü korunuyor. Çok önemli. Enflasyon kontrol altında. Suni olarak devlet bankalarına görev zararı yaptırılmıyor. Bankacılık sektörü BDDK tarafından çok iyi denetliyor. Çok başarılı bir Merkez Bankası var. Hatta buraya başkan tayin edilirken herkes çok aleyhte yazılar yazdı, görüşler söyledi. İşte, ‘Kapısının önünde ayakkabı çıkartıyormuş da . Kim ne derse desin. İsterse terlikle dolaşsın. Beni hiç ilgilendirmiyor. Yaptığı işe bakıyorum, çok başarılı. Önümüzdeki dönemde de büyümenin devam edeceğini öngörüyorum. Zorluklar yaşayacağız. Daha çok işsizlik ve cari açık tarafından gelecek.

-Peki ekonomi yönetiminin hiç eksikleri yok mu?
Vergilendirilmeyen büyük gelirlerin kazanıldığı bir ülke değil, bütün gelirlerin vergilendirildiği, doğrudan vergilendirmenin daha yüksek olduğu ve yaygın olduğu, dolaylı vergilerin azaldığı, daha hakkaniyetli bir ortam istiyorum. Buradaki çabaları yetersiz buluyorum. Kümesin dışında bir sürü var. Onları da kümesin içine almak lazım. İkinci konu Türkiye ara malı ithalatı yüksek. Türkiye büyüdükçe sermaye malları ithal ediyor ama en çok ara malı ithal ediyor. Yani sanayisinde kullandığı ara malları, hammaddeyi ithal ediyor. Bunların bir kısmı Türkiye’de üretilmesi için özel teşvik sistemleri gerekiyor.

-Sizce Tayip Erdoğan iyi bir lider mi?
Beğendiğim ve eleştirdiğim yönleri var. Beğendiğim yönleri; etkin bir lider ve ekibini belirli bir takım içerisinde yönlendirebiliyor. Kitleleri etkileyebiliyor. Eleştirdiğim tarafı iletişim olarak zaman zaman sinirlerine hakim olamayınca yaptığı iletişim hataları çok büyük aksi sedalar buluyor. Bu da bir takım politikaları etkiliyor.

Selendi şarapları yurt dışına açılacak
-Selendi markasıyla şarap üretimi de yapıyorsunuz…
Bir hobi olarak Akhisar’da bir bağ kurduk. Kaliteli şaraplık üzüm ürettik. Bölgenin adı Ak Selendi idi onun için de Selendi ismini koyduk. Bağımızı yaptıktan sonra oraya bir şaraphane yaptık. Çok beğenildi, üç üzüm türünün karışımından oluşuyor. Çok güzel satılıyor. Bunun üzerine yeni bağlar kurduk. Bu bağları da toprağın, iklimin, suyun, en ideal olduğu bir ortam bulduk. Sarnıç bölgesinde. Orada araziler aldık. Onları bağ olarak geliştirdik. Organik bağcılık yapıyoruz. Oradan da hem pembe şarap üretiyoruz. Hem de kırmızı şaraplar üretmeye başladık. Önümüzdeki 5 ile 10 yıl içerisinde daha kaliteli, yeni şaraplarımız da çıkacak. Bir yandan da sadece eşimize dostumuza dağıttığımız pekmez de yapıyoruz.

-İç piyasaya dönük mü sadece?
İç piyasaya dönük. Çok küçük bir miktar Abu Dabi’ye gitti ilk defa. 3-4 sene içerisinde yurtdışına açılacağız. Şarap tüketimi Türkiye’de çok düşük.

Çevre konusunda tam bir cehalet var
-Aynı zamanda Doğal Hayatı Koruma Vakfı başkanlığını yürütüyorsunuz. Sizce çevre konusunda yeterince duyarlı mıyız?
Türkiye’nin önünde doğal hayatın korunması konusunda çok büyük farkındalık eksikliği problemi var. O kadar büyük ki bu dehşet verici. Bu farkındalığın sağlanması için çok çaba sarfediyoruz. Eğitimi gençlerden, çocuklardan başlayan bir sisteme oturtmak lazım. Çünkü büyüklerden artık ümidi kestim. Türkiye doğasını süratle yıpratan, yok eden bir ülke. Sadece sulak alanlara baksanız son 30-40 yıllık dönemde toplam sulak alanlarının yarısı yok edilmiş. Çok büyük sorunlar var. Türkiye iklim değişikliği konusunda cahil, bilgi sahibi değil. Bir takım doğru politikaları da uygulamıyor. Meteoroloji istasyonları il merkezlerine kurulmuş. Halbuki dünyada yer bilimleri gereğine göre havzalarda bulunması gerekir. Biz bu önlemleri almazsak çocuklarımıza çok kötü bir dünya bırakıyoruz. Ülkemizin doğasını da son 30 yılda berbat ettik. Çok büyük bilinç eksikliği, tam bir cehalet var. Kuşaklardan kuşaklara sürdürülebilir yaşamın kuralları var. Biz bugün bu kuralları çiğniyoruz. Ana sermayeden yiyoruz. Bir gün sıfıra gelecek. Bu nasıl çözümlenir? Afetlerle çözümlenir. İnsanla akılla, mantıkla beynini kullanarak çözüm bulamadığı takdirde afetler artacak. Seller, heyelanlar toprak kaymaları aklınıza gelmedik kuraklıklar…Gıda eksikliği, gıda güvenliğinin kaybolması, tarımda gerileme bütün bunlar yaşanacak.

-Genç bankacılara tavsiyeleriniz neler?
Gençlere çok inanan biriyim. Benim gençlerde eleştirdiğim yön karşılaştıkları ilk zorluklarda veya haksızlıkla karşılaştıklarında yelkenleri suya koyveriyor, hemencecik demoralize oluyorlar. Veya başka bir işe geçmeye bakıyorlar. Direnip onu aşmayı, üstesinden gelme çabaları daha düşük. Bizim kuşaklarımız daha mücadeleciydi. Genç yönetici ve işadamlarına tavsiyem; çok kısa yoldan çok zengin ve büyük varlık sahibi olmanın hesapları yapılır oldu. Ben yaşamımı zor kazandım ve uzun sürelerde kazandım. Onun için kısa sürede vur kaç şeylere inanmam, güvenmem. Genç kuşakların da bu çabaları göstermesini istiyorum.

Tekne, yelken ve doğa en büyük tutkuları
-Hobileriniz neler?
Ben sporcuyum. Boş zamanlarımda spor yapıyorum. Ben denizciyim. Teknemle denizlerde dolaşıyorum. Bağcılık yapıyorum. Devamlı elim gözüm üstünde. Yelken var. Doğa konularına meraklıyım. Aktif görevimi bırakacak olsam bile ilgim hiçbir zaman gitmez. Değişik yerlere gidiyorum. Bir okul kurduk Akhisar’da eşimin adına kız teknik meslek lisesi, 1200 tane öğrencimiz var.

-Siyasete girmeyi hiç düşündünüz mü?
Üç değişik siyasi partiden teklif geldi. Ama ben hiç ilgilenmedim. Bir dönem baktım yapabilir miyim diye sonradan girmemeye karar verdim. Ama siyaseti çok yakından izlerim.

-Türk siyasetinde çok fazla lider çıkmıyor…
İyi lider az. Deniz Baykal bir felaketti. İyi ki gitti. İyi ki bir kaset çıktı çok sevinçliyim. Orada yeni bir lider çıkışı var mı? İzliyorum. Şu anda pek çok eksiklikleri olan birisi var ama belki bir lider olabilir. Kendisi oy atamamış mesela ama belki seçimlerde başkalarını oy atmaya yönlendirebiir mi acaba diye bakıyorum. Çünkü orada bir değişime soyunuyor.CHP’nin mutlaka değişmesi lazım. Bir sosyal demokrat parti olarak merkezin hemen soluna yerleşmesi lazım. Bugünkü yapısı çok yetersiz ve başarısız. Diğer BDP, MHP’de de çok farklı olabilirdi.

Cumhurbaşkanı Gül önemli bir lider
-Geçmişe bakarsak Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi lider hangisiydi?
Benden önceki dönemde Mustafa Kemal Atatürk’ü saymak lazım. Küllerinden bir ülke yaratmış. Muazzam bir liderlik göstermiş. Benim yaşamım içinde 6-7 tane cumhurbaşkanı gördüm. Cumhurbaşkanlarının hiçbirinin çalışmasını beğenmedim. Bunların içerisinde en çok beğendiğim bugünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Turgut Özal önemli bir liderdi. Fakat orada ne ailesine ne çevresine sahip olamamış. Siyasette iyi liderler açısından çok şanslı değiliz. Türkiye’nin son 30-40 yılda sulak alanlarının yarısını yok etmiş, su imkanlarını berbat etmiş 30 yıl Türkiye’yi idare etmiş bir eski Devlet Su İşleri genel müdürü lidere iyi diyemem.

-Yapamadıklarınız neler?
Bir liderlik enstitüsü kurmak istiyordum. Tamamen kar amacı olmayan, işadamlarının katkıları ile anonim belirli bir kişinin ismini taşımayan Bodrum’da Harward Üniversitesi ile anlaşmıştım. Bunu gerçekleştiremedim. Türk özel sektörünün kırk fırın ekmek yemesi gerektiğini düşünüyorum. O olgunluğa ulaşması için. O konuda bir hayalim yok.
Ayfer ARSLAN